« Önceki |

15/1/2010

BOŞA GİDEN SULAR

BOŞA GİDEN SULAR

Necati Çavdar - Perşembe, 12 Temmuz 2007



Bu gün susuzluk çeken Ankara’nın yeraltı suları önemli kaynak oluşturuyordu bir zamanlar.
Şimdide oluşturabilir.
Ancak yer altı suları rantabıl kullanılmayarak ya dolduruldu.Ya da kanallara verildi.
Bunda yerel yönetimlerin yönlendirmemesinin, hatta engellemesinin büyük payı var.
Altında su çıkan ya da bahçesinde akar suyu bulunan yerlere bina yapıldığında yan tarafa çeşme olarak konulamaz mıydı.?
Haydi içilmez belki ..
Fakat, binanın içme suyu haricinde kullanılabilir, kurt kuş içecek, bahçeleri sulayacak pınarlar oluşturulabilirdi.
Ve insanlar daha az tüketerek genel suları daha az harcarlardı.
Öyle olmadı.
Suyu belediyeler kazanç kapısı olarak görünce ne kadar tüketim o kadar para olarak düşündüler.
Ve bu sonuca geldik.
Eryaman köyünün su ihtiyacını karşılayan kaynak suyu bu gün verilmiş, patır patır pis su kanalına akıyor.
Peki kanala verilene kadar hayır sahiplerinin yapacağı semt çeşmelerine verilemez mi.?
Yada çevrede bulunan siteler bu kaynak suyunu daha az para ile kullanamaz mı?
Kullanırda, kullandıracak olmalı.
Eryaman köyünde konuştuğumuz insanlar bunu söylüyor.
Eskiden ilerde beş çeşme denilen mevkiden gelen yazın soğuk kışın sıcak akan su DSİ tarafından 10luk borularla getirilip Menderes döneminde köye verilmiş.
ASKİ suyu gelince bu su kesilmiş.Ancak bu gün, aynı borularla kaynaktan gelen su; Devlet Mahallesinden Eryaman evleri arasındaki Samsun 19 Mayıs caddesinde (Emiryaman Köyünün kuzeyende)kanala veriliyormuş.
İnsanlar; “İstersen akan suyun sesini dinle” deyip kanal yayına getiriyorlar.
Patır patır su akıyor kanala.
Giden milli servet..
Ankara, bir damla suya hasret!
Sadece o mu..
Daha öncede yazdık, bu gün çevreye mikrop saçarak Ankara’nın adeta yüz karası gibi kıvrıla kıvrıla akan ancak Allah’ın Ankara’ya lütuf olarak verdiği Gümüş Dere’yi..
Başbakanlık DSİ’ye ve ASKİ’ye göndermiş ilgilensinler diye..İki yıl oldu ne ses ne seda..
Gümüş Dere, Ankara çayı diye bilinen suyun adı.
Bu gün çevreye yaydığı mikroplu hava ile anılır olmuş.Eskiden öyle değilmiş.
Tüm bunlara dikkat çekip, “Adam yok ki diyerek” artık ümitsizliğini yaşayan Eryamanlı Nevzat Çalı anlatıyor:
Eryaman köyünün ve şimdiki Ayaş yolunun güneyi harmanlarımızdı.
Çayın kenarında da bahçelerimiz vardı.
Eskiden çaydan motorlarla su alınmaz, kanallarla verilirmiş.
Dedem bir akşam, bahçe sulansın diye kanala suyu verir.
Sabah suyu kesmek için gittiğinde bakar ki bahçe balık ile dolu.
Bahçe adeta çay balığı kaynıyor.
Gidip çocuklara haber vereyim diyerek köydeki eve koşar.
Hemen atı hazırlarlar, yanlarına seleleri ha’leri takarlar.
Ancak gittiklerinde birde bakarlar ki ne kadar leylek varsa hepsi gelmiş, bahçede balık bırakmamış toplamışlar.
Evet, gümüş derede, gümüş gibi sular akar, gümüş gibi balıklar yaşarmış.
Bu gün bok akıyor, mikrop saçıyor.
Ankara Çayı’nı, eski haline getirecek bir Allah’ın kulu çıkılmıyor.
Ankara’nın sularını boşa akıtmayacak bir akıllı proje üretmiyor.
Seçim zamanı.
Ancak partiler atıyor,damdan torbaya atılan adaylar oy kapma yarını sürdürüyor..
Bizim elimizde imkan, duyuracak mekan olmasa da, Eryaman Köyü’nde bize iletilenleri suya yazı yazmak anlamında kayda geçiriyoruz.
Belki bir hamiyet sahibi çıkar..
Çıkar mı, çıkar..

12/1/2010

“ Irak tankları, saldırıya geçti!..”

“ Irak  tankları, saldırıya geçti!..”

Akşam gazetesi; A.A. mahreçli haberinde  “Sarhoş yolcu F-16 kaldırttı”  şeklinde başlık kullanarak olayı okuyucuları ile paylaşıyor.

Haberin spotu şöyle:

“ABD'de dün Atlanta-San Francisco seferini yapan AirTran Havayolları'na ait yolcu uçağında alkollü bir yolcunun kendisini tuvalete kilitlemesi üzerine yakındaki askeri bir üsten iki F-16 savaş uçağı kaldırıldı.”

Bu haberi okuyunca Yüksekova’da yaşadığımız bir olayı hatırlayıp yazmadan edemedim.

Kıbrıs’tan nakledilen komando taburunun biri Van’a diğeri “iç güvenliği sağlasın” diye Yüksekova’da konuşlandırılır.

Bizlerde Kıbrıs’dan gelenleri değiştirmek ve  “şark hizmeti “yapmak üzere  “Komanda Taburu”ndayız.

Taburlar gelmeden, bölgenin asayişi o zaman başında Binbaşı İbrahim Turna’nın bir bulunduğu jandarma taburu ile sağlanır.

Jandarmanın kendine ait koyun sürüleri, bu sürünün başında koyunları güden çobanları, hatta çobana yardımcı, taburda askerle yaşayan ayısı vardır.

O zamanlar asayiş, çak az  bir küvetle  sağlanırken, heyhat ki bu gün bölgede ordular, konuşlandırılmış.

 Gelinen nokta ortada.

…..

Evet,  Kıbrıs’tan getirilen komanda  taburu, Jandarmanın içine yerleştirilmiş.

Jandarmaya yeni bina yapılmış, eski karargah binaları ile ahırlar, Komandoya geçici olarak verilmiş.

Erlerin yatak yerleri eski jandarma at ve koyun ahırları..

Komandoya yeni bina ve kışla, bugünün Ankara tekstil sanayi öncülerinden Mustafa Özayhan döneminde yapılmaya başlanacaktır.

……………..

1979-80’ li yıllar..

Ve ülkenin bir çok yerinde olduğu gibi, bu bölgede “sıkıyönetim”de..

O nedenle birçok yetki, askerde.

Bir çok olay “kışlanın” kontrolünde..

Olayı iyi götürürseniz iyiye, kötü götürürseniz kötüye gidiyor.

………

O gün nöbetçi olan subay, her zaman olduğu gibi “tabur gazinosunda” küfelik olur.

Güya “görev yerinde “  alkol kullanmak “yasaktır.

Ancak,  kimilerine göre yasaklar ve yasalar, “ Astlar ve  kütüphaneler içindir..”

Eee. Adam “nöbetçi amiri” ve dahi kışla kumandanı “ ve de o” an en yetkili sıkıyönetim otoritesi”

Elbette mülk onun.

Ne derse o olacak. Yaptıkları zaten mubah..

……..

Bizim “küfelik “  ayıkır gibi olup, şöyle çevreyi kolaçan etmek ister.

Bahardan yaza giden günlerinde, semayı avize gibi donatan yıldızları ile Yüksekova’nın doyumsuz gecelerinden biridir.

O’ da ne..

Bizim küfelik, gözlerini ovuşturur..

Görünen manzara değişmez.

 Elerlini sıkar.

Hatta kolunu ısırır.

Evet, sarhoştur ama.

 Hisleri de yerindedir.

Ve gördüğü manzara gerçektir.

Başları bulutları delen dağların arasında yaklaşık olarak genişliği 10 km, uzunluğu 40 km alanda, yumurtayı diksen görünecek düzlükteki Yüksekova yazısında (düzlüğünde)  ben deyim 30, siz deyin 40 tane ışıklı nesneler döner durur.

Bizim küfelik için; kahramanlık ve tarihi karar anı,  tamda  o andır.

Askeri okula girdiğinden buyana kendisine öğretilen “kahraman olma” günü bu gün, fırsat da bu fırsat mıdır?

Kafa çakır keyif de olsa;

Üzerine aldığı milli ruh (1) ve yüksek görev şuuru ile kararı verir.

Evet, “Saddam ülkeye savaş açmış.

Irak tankları,  kartalları bile geçirmeyen Cilo Dağları’nı geçip, Yüksekova düzlüğüne erişmişlerdir.

Ya da. Bir hava indirmesi yapılmış, tanklar  çoktan vaziyet  almışlar bile..

Bizim kahraman kumandan, kimi buldu ise  o tarihi emrini verir.

“Derhal kırmızı alarm!”

Yanındakiler, soramaz bile .

Koskoca “Nöbetçi amiri”,  o an için “kışla kumandanı” ve dahi  “sıkıyönetim otoritesi.”

Bir bildiği(!) olmalı.

Konumu ve  vazifesi açısından her bildiğini, astları ile paylaşacak da değildir.Maazallah “devlet sırrı” faş olup, memleket; büyük gailelere gark olabilir..

 Ve “Alarm emri” her kademede yürürlüğe girer.

Kışlada uykuda olanlar, yerlerinden fırlatılır.

O tarihlerde öyle kale gibi korunan lojmanlar olmadığı için, Yüksekova’da şehirde - halkın içinde -  evlerinde mışıl mışıl uyuyan profesyonel asker kişilerin kapısına, ulaklar dayanır.

“ Ne oluyoruz?” sorusu bile soramayan asker kişiler, ailelerine  “veda “ederek,  şehre  birkaç  km mesafedeki  kışlanın yolunu tutarlar..

Alarm, başarılı olmuş.

Birlik, hareket etmek üzere  yüklenmeye başlamış.

Ancak ne için?

 Bilen hak getire.

Kumanda heyeti, toplanıp “durum değerlendirmesi” yapar.

Evet,  güçlü ışıkları ile ovada bu kadar kalabalık  “konuşlanma” hayra alamet değildir.

Fakat,  Biz “alarm emri” ile hemen “karartma  uygular iken “Bir saldırı” söz konusu ise, saldıranlar neden ışıklarını yakarlar.?

Bu derece pervasızlık da neyin nesi?

Uygun miktarda  keşif kolu hazırlanır, gönderilir..

Gelen haber, insanı güldürecek cinstendir.

Zira bembeyaz karlarla kaplanarak dağlarla yeknesaklık oluşturan ovada havaların ısınmasıyla karlar erir.

Eriyen kar ovayı adeta bir denize çevirir. Dağlar beyaz, ova maviden yeşile suyun bin bir güzelliğini yaşatır.

Çok geçmez, çekilen sulardan  renk renk  çiçekler  baş verir.

Ova, bir renk cümbüşüne  döner.

Sonra da  tarifsiz tonları ile  yeşillikler sahne alır.

Ve ovada ekime hazırlanmak üzere “herk” başlar.

Gece karanlığını güçlü ışıkları ile delen, yetkli yetkisiz bütün insanlardan habersiz bir şekilde karadan Şemdinli hattatını izleyen…

Ya da Van istikametinde kendine yol bularak ovaya ulaşan veya kestirmeden hava indirmesiyle ovaya konuşlanan ilerde korkudan koskoca ABD’nin yüreğini ağzına getirip Körfeze oturmasını sağlayan Saddam yönetiminin Irak tankları değil,

Ovada geniş arazisi olan ağanın,   gece serinliğinde  toprağı işlemek üzere tarlaya çıkan  traktör ordusudur..(Zeydanlar’ın Büyük Çiftlik de ,  traktörleri iş başı yapmıştır)

Hele şükür ki,

Verilen “kırmızı alarm ile”

Yüksekova ani düşman saldırısından korunmuş, ülke Irak’la savaşmaktan kurtarılmıştır.

Alarmı veren, kumandanın yükselerek hangi noktalara eriştiğini bilmem.

Memleketin toprak işleyen traktörlerini  “Saddam’ın tank akını”  sanarak “Alarm veren” kumandanın;

“ Kol kırılır, yen içinde “diye olayı  duymazdan gelen..

Haydi o saat haberi olmadı, müteakip günlerde bölge sıkıyönetimde olduğu için her gün tutulan “harp ceridesini” okuyan ..

Van’da ikamet eden “amiri..

” Len oğlum,

İran’dan gelmeleri neredeyse mümkün değil.

Yüksekova’nın sadece iki tabii girişi var.

Tanklar; Irak’a açılan yol olarak sadece   Şemdinli,-  ya da  olmaz ya Van istikametinden - ovaya girebilirler. Buradan girseler, haydi insanlar uykuya yattı.. Hiç mi  kurt, kuş duymaz?.  Haydi  havadan tanklar indirilse; uçaklar dağa çarpmasalar bile hiç mi ses çıkarmaz. Sen aklın mı yedin ”diye sorup gereğini yerine getirdi mi?

Duymadık, bilmiyoruz...

Öyle olsa idi duyulurdu.

Bildiğimiz ise;

O olayda; “buz gibi” serinkanlılıkla hadiseyi tarihe gömen kişi takdirle yükseltilerek - bu günlerde adı değişse de kamuoyunu çok meşgul eden meşhur -  “Özel Harp” dairesi başına getirildiğidir.

Adama  adını verenler “Güngör” demişler..

Tevekkeli, bilgiç insanlarmış..

Her ne kadar ilerde Irak’a tanklı, uçaklı harekatlar düzenlense de ..

Bereket,

 Bu sanal “Tank baskını” nedeniyle  Irak’a uçaklar kaldırılarak, memleket badireye  sokulmamış.

Necati Çavdar - 09 OCAK 2010 CUMARTESİ

Emiryaman- Aile Merkezi

 

/////////////////////////////////////

09 OCAK 2010 CUMARTESİ

Askeri bir üsten iki F-16 savaş uçağı kaldırıldı.

ABD'de dün Atlanta-San Francisco seferini yapan AirTran Havayolları'na ait yolcu uçağında alkollü bir yolcunun kendisini tuvalete kilitlemesi üzerine yakındaki askeri bir üsten iki F-16 savaş uçağı kaldırıldı.


Bir süre savaş uçakları refakatinde uçan yolcu uçağı, güvenlik nedeniyle rotası değiştirilerek, Colorado Springs Havaalanı'na indirildi. 

Şüpheli yolcu gözaltına alınıp, köpeklerle arama yapıldıktan sonra uçak San Francisco'ya gitmek üzere havalandı.

Bu arada, Las Vegas-Hawai seferini yapan uçak, bir erkek yolcunun bayan yolcuyu taciz etmesi üzerine rotasını değiştirerek, Los Angeles'e indi.

Los Angeles'te ifadesi alınan erkek yolcu, bayan yolcunun şikayetçi olmaması üzerine serbest bırakıldı. Los Angeles Havaalanı yetkilileri, uçağın 3 saatlik gecikmeyle tekrar havalandığını kaydettiler.  

Çarşamba günü Hawai seferini yapan yolcu uçağında “sorun çıkaran” bazı yolcular nedeniyle iki F-15 savaş uçağı kaldırılmış, yolcu uçağı F-15'lerin refakatinde yakındaki bir havaalanına indirilmişti.

LONDRA'DA UÇAKTA ARAMA

Londra Heathrow Havaalanı'nda dün meydana gelen olayda ise Dubai'ye giden Emirates Havayolları'na ait yolcu uçağının havalanmasına, “bir yolcunun sözlü tehditte bulunduğu” gerekçesiyle izin verilmedi.

Sky News'in olayın görgü tanıklarına dayandırarak verdiği habere göre, uçağa giren güvenlik güçleri 3 kişiyi uçaktan indirerek, gözaltına aldı.

Daha sonra yolcuların tamamı indirilerek uçağın arandığı, ancak şüpheli bir durum tespit edilmediği kaydedildi.

AA

Kaynak:

http://www.aksam.com.tr/2010/01/09/haber/dunya/3286/sarhos_yolcu_f_16_kaldirtti.html

 

7/1/2010

Çete

Çete sarmış, her yanı

 Savcı;  Yamuk

Hakim;  Korkak

Sistem;  Teşne

Hırsız;  Güçlü

Çete;  Arsız

Masum; Mahkûm

 

Necati Çavdar

Şairin Yeri – Emiryaman – 5.12.2008

26/12/2009

CEZA REFORMU, YÜRÜRLÜGE GİRDİ!...

 

                                                                                    Necati Çavdar- 1 Haziran 2005

 

 

CEZA  REFORMU, YÜRÜRLÜGE GİRDİ!...

 

.................., ................ ; ........................................... .

.... . ...........

...........!

...................... ” .............. . ................ ,  .......... ( .............. )........,  ......!

........................ ...................... ..

..................................

................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................

.................?

.............................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................!

“.........................;   ............................., .............”  ...............................?

........................ ........................ ........................  , .............................. .............. ........................... ..............  ........................................  ..........................  ...........................  ........................................... ........................................  .....................................  .............................................................. ........................................  ............................................

 

............................., . ..... ......., ...........  ...................  ; ..... !................... , .........................  ............................................... ( ) ........ ................. ,       ‘.............................. ‘   .............,   -..................................  ............................. ........... ..................... ..    ...................... ...............................................-   ............,  ............... ................... :       ..................................,  ..................................................     1.............................................................  .................................................................... 2..........................................   ............................................. ..... ......................................... 3.............  ..............................................................  ........................................ .................................  ......................................... ................................................

..............?

............ ; ................ ,..................!       

1 Nisan 2005 için planlanan CEZA  REFORMU, yürürlüğe girmeden reforme edilerek   nihayet 1 Haziran 2005’de  YÜRÜRLÜGE GİRDİ!...           

26/12/2009

REFORM MU DEFORM MU?

Bir çok güzel  olay gibi  şu Ceza Yasası Reformu diye  sunulan şeyi çarşafa doladık.

Ve Reform oldu defeform.

Neden?

Bizce  demokrasi olamadığı için.

Her alanda serbest tartışma imkanı verilmediği için..

Karar mevkiinde olanlar; yanlarında  kaliteli adam bulundurmadığı için.

Bulundurdukları da salla başlı , yalaka ve yağcı takımı olduğu için.

Eğer  doğru sözlere kulak tıkanmasıydı, doğru söyleyenler dokuz değil doksan dokuzuncu köye kovulmasaydı Reform Yutturmacısı deform olmazdı.

Olmazdı. Zira öyle olmasaydı; olağan üstü toplantıya çağrılarak çıkarılan yasa geri çekilmezdi.

Hem ülke AB kapısından dönmemiş olur. Hem de  Hükümet iki yıllık emeğini  “sağdıç eğmeğine” dönüştürmemiş olurdu.

Son günlerde TBMM’de  yasalar görüşülürken iki ses bizi kendisini dinlemeye mecbur etti.

Birisi Ceza yasası konuşulurken Ersönmez Yarbay’ın konuşması  diğeri de  akademik unvanlarla ilgili yasa tartışılırken Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaşın vakarlı sesi....

Ersönmez’i yakından bilenler bilir.O hep merkezdedir.Dün ne demişse bu günde aynı yerdedir.

Ama dün ilerde gibi olanlar, dün eleştirdiklerini bugün icra edenler başkaları.

O nedenle de kimileri Ersönmez beyin doğru ve haklı sözlerinden rahatsız olmuş olabilirler.

Ama doğrular her zaman doğrudur.

Keza   benzer gür ses.Bir gün sonra  Yalçıntaş’tan geldi.

Yalçıntaş, her makama özellikle de Cumhurbaşkanı makamına layık bir isim.

Hiç bir makam mevkii hesabı  yapmadan  yaptığı konuşma tam bir bilim adamına ve bilim hasiyetine uygun bir konuşma idi.

Bunları  sizlerle  paylaşmak boynumuzun borcu.

Bu gün yetkili bakanın “zaruretler “ nedeni arkasına sığınarak  yapılan deformu reform diye sunmak zorunluğu karşısında Sayın Yarbay’ın konuşmasından,
 16/Eylül /2004  tarihli 22. Dönem 2. Yasama Yılı1 21. Birleşim
 Türkiye Büyük Millet Meclisi  Genel Kurul Tutanağı’nda tarihe düşülen kayıttan  bölümler vereceğim.

“ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) -

Şimdi, tabiatıyla, demokratik süreç, demokratik standart bir gecede olmuyor, bir haftada olmuyor, bir iktidar döneminde olmuyor. Bunun, bölüm bölüm, parça parça ve olabildiğince sancısız, sükûnet içerisinde, soğukkanlılıkla sürdürülerek bir yere getirilmesi gerekiyor.

..........

Kendi içerisinde bir tutarsızlık var; ama, tutarsızlık maddenin kendisinde; belki, onu, zaman içerisinde uzlaşarak kaldırmamız lazım. ama, bunları yapabilmenin yolu, burada görev yapan insanları da rencide etmeden, kurumları rencide etmeden, Türkiye'de gerginliklere de sebebiyet vermeden Türkiye'yi bir yere getirebilmektir. ..

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şahsı adına Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay.

Sayın Yarbay, arada Bakan konuştuğu için, son söz milletvekilinindir kaidesine göre söz almış bulunuyorsunuz.

Buyurun Sayın Yarbay.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) - ..görüşülmekte olan 219 uncu madde Anayasamıza aykırıdır, eşitlik ilkesine aykırıdır, kamu görevlileri arasında ayrımcılık yapmaktadır ve Sayın Bakanın şu mazeretine de katılmıyorum "eskiden vardı, şimdi de devam ettiriyoruz". O zaman kanun çıkartmaya gerek yok ki eskiden varsa! Yani biz eski kanunları düzeltmek için buradayız, onun için iktidar olduk. Halk iradesini Meclise yansıtıyor, ama Meclis idaresini kullanmaya gelince, yok efendim anlaşma yaptık, mutabakat sağladık, şudur budur gibi gerekçelerle bu halkın iradesi kullanılmıyor. Şimdi, halk sizi, din görevlilerini cezalandırın diye mi gönderdi buraya?! (AK Parti sıralarından alkışlar) Söyleyin bakalım, din görevlilerini cezalandırın diye mi gönderdi?! Yani, ben din görevlilerinin savunucusu değilim, avukatı değilim. Din görevlileri, ...ama, şunu vurgulamak istiyorum: Biz, hep eşitlik, oturuyoruz eşitlik, kalkıyoruz eşitlik... O zaman, kamu görevlileri için bu maddeyi düzenlememiz gerekiyor. Kamu görevlileri, yani, bir doktor, bir subay, bir tapu memuru, bir öğretmen, hükümetin icraatlarını eleştiremez mi; eleştirir; bir din görevlisi de eleştirir. Yanlış yaptığımız zaman neden eleştirmesin, bu hükümet neden masum olsun?! Bu hükümet benim hükümetim; ama, yanlış yapıyor şimdi, ben eleştiriyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yani, yanlış yaptığı zaman, hükümet benim hükümetim, benim hükümet yanlış yapıyor, onun için ben sesimi çıkarmayayım diye bir şey yok.

Sayın Başbakan, sayın bakanlar ister alınsınlar, ister alınmasınlar, bu ceza kanunuyla şunu getiriyor: Bu kanunla önce bizi doluya yakalatıyor, ondan sonra, dolu çok sert oldu, o zaman sizi yağmura alıştıralım diyor, eski kanunu getiriyor. Biz, her ikisinden de şikâyetçiyiz, ben her ikisinden de şikâyetçiyim; eskisinden de şikâyetçiyim, yenisinden de şikâyetçiyim. (AK Parti sıralarından alkışlar) ...

Esas demokratikleşme nedir; kanun maddelerinin azaltılmasıdır. Bir meclisin çok çalışması demek; bunu çok önemsiyorum -eğer milletin aleyhine kanunlar çıkarıyorsa... Biz, burada, milletin refahı ve mutluluğu için kanun çıkarmalıyız. Biz eski kanuna razı olduktan sonra yeni kanuna ne gerek var?! Şimdi "mademki bu kanun iyi değil, eski kanunu getirelim o zaman" diyorlar. O zaman bir anlamı yok.

Cumhuriyet Halk Partisi.. İktidar olmamak için, tekrar böyle küçük bir parti olarak kalmak için o da "AK Partinin yaptığı iyidir" diyor.

SALİH GÜN (Kocaeli) - Sana ne!

ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla) - Kendileri tekrar muhalefette kalmak için onlar da diyorlar ki... Halbuki, neden iktidar ve muhalefet var; iktidar her zaman olur, her yerde var iktidar. Bu maddelerin yanlışlığını söylemek için muhalefete ihtiyaç var.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sen varsın ya!

ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla) - Efendim, anlaştık, beraberce...

Şimdi, burada biz anlaşabiliriz, herkesi cezalandırabiliriz; ama, arkasından iki sene sonra veya iki buçuk sene sonra -belli olmaz, burası Türkiye- bir seçim olur, biz gideriz, eleştirenler gelir; ama, korkuyorum, o eleştirenler de halkın iradesi doğrultusunda hareket etmezlerse, onlar da giderler; onun korkusu içerisindeyim.

Sayın Bakanım, siz hukukçusunuz, din görevlisinin görevi caminin içinde biter. 2 numaralı bentte "görev sırasında olmamakla birlikte..." diyor; yani, dışarıda da, görevi sırasında olmasa da, yatarken, kalkarken, kahvehanedeyken, tarladayken konuştuğu zaman da cezalandırılır diyor. Böyle şey olur mu!

Şimdi, biz hükümetin icraatlarını... Kim eleştirmiyor hükümetin icraatını? İyi yaparsak eleştirmezler, eğer kötü yaparsak herkes eleştirir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yarbay, lütfen toparlar mısınız

ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla) - Evet, bu maddenin, özellikle 2 nolu fıkrasının tasarıdan çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Ben, şimdiye kadar ret oyu kullanmadım; ama, bu maddedeki oyum da rettir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

                                                 NECATİ  ÇAVDAR-22.9.2004

18/12/2009

Mustafa Nevruz Sınacı beye

 

CEVAPTIR.... RE:‏

Kimden:

Mustafa Nevruz SINACI (gercek.demokrat@hotmail.com)

Gönderme tarihi:

23 Aralık 2009 Çarşamba 15:42:01

Kime:

ncavdar@hotmail.com

Sevgili ve değerli Dostum;
Bir hakikatin en net biçimde tespit edinceye kadar bu maili bekletmek zorunda kaldım. Özür dilerim.
HAKİKAT ŞU: Mustrafa Kemal Atatürk'ün yaşadığı dönemde Müslümanlık çok nadirdendir. 
İslam adına hakim unsur ne yazık ki ifrat, tefrit, fesat, taklit ve tefrikadır.
Mesela, o günden bu yana "hakiki, halis ve salih" Müslümanların bütüne oranı "1000'DE BİR" iken şimdi elhamdülillah "100'DE BİR" e yükselmiş!... Bakiyesi mukallid, .......................................vs.,................ 
NOT: Mustafa Kemal, maneviyttan görevli bir (tembihçi) ikaz edici idi.
Selamlar kardeşim.   
MNS

 

.....................................

....................................

Necati Çavdar Kime: mustafa.isik19., nurayerken, mterdem1968, mert_nizami_is., gercek.demokrat
ayrıntıları görüntüle 18:57 (23 saat önce)


Saygıdeğer düşünce ademı ,
Mustafa  Sınacı bey,
 
 Anadolu'da  ve Trakya'da ... Kafkasya ve dahi bütün Irak'da özellikle Musul eyaletimizde   milli refleksle kendiliğinden (spontone) başlamış olan  düşmana - ki  İngilizlerin  başını çektiği koalisyona, işgalçi güçlere -  karşı baş kaldırma ve milli teşkilatlanmanın başına geçmek isteyen Muatafa Kemal;
İki güçlü tarikat merkezini yanına almak istemiş ve
İki önder tarikat  şeyhini  Ankara'ya taşımıştır.
Yani başlayan milli mücadelenin mamevi meşruiyetinin iki ayağı oalarak  Mevlevi ve Bektaşi tarikat merkezlerinin desteğini almış ve o merkezlere ait iki çelebiyi Ankara'ya mebus olarak getirmiştir.
Öyleki sonradan  kapatıp malalrına el koyacak olan Mustafa Kemal, iki gecede bizat hacıbektaş'a giderek Salih Niyazi Baba'nın misafiri olmuş, taraikat merkezinde kalmış, Şeyhin yatatağında yatmıştır.
 
Ankara'ya taşıdığı önder tarikat ilderlerinden birisi, bahsettiğiniz Mevlevi Celebisi Abdülhalim Efendi'dir.
Gerek Mevlevi Çelebisini gerekse  Hacıbektaş dergahı Bektaş Çelebisini   kendi yanında Meclis başkanı seçmiştir.
O zamanki kuralda, meclise Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü başkan diye  4 başkan  seçiliyordu.
Muatafa Kemal, birinci Başkan ,
Milli meclisin  2. başkanı ise  İstanbulda ingilizin dağıttığı Osmanlı Mebusan Meclisi Başkanı , Erzurum Mebusu, ilk Milli Meclis Hükümetinde Adalet  Bakanı olaan  Celalettin  Arif bey idi.(Mustafa Kemal, sonradan  hemde  Milli Mecil hükümetlerinin üç  hükümet döneminde Adalet Bakanı olarak görev yapan Celalettin  Arif  beyi , bakanlık unvanı üzerinde  kaldığı halde yanından uzaklaştırarak Paris'e elçi olarak gönderdi.Yani Celalettin  Arif  bey, Ankara'da  Adalet Bakanı, Paris'de ise Büyükelçi  sıfatlarını taşıyordu.)
 
Mevlana Celaleddin Rumi’nin 19. göbekten akrabası olan Mevlevi Çelebisi Abdülhalim Çelebi, 3. başkan  .. ( Abdülhalim Çelebi meclis çalışmalarına uzun Mevlevi külahı ve özel Mevlevi kostümü ile katılırdı. )

 
 Hacı Bektaş Veli soyundan gelen Bektaşi Çelebisi, Cemaleddin Çelebi
 ise 4. başkan olmuşlardı.
 
 
Hacı bayram ziyerei ve Kur'an okunarak açılan Milli  meclisde tam 9 şeyh 85 din adamı milletvekili sıfatını taşıyor idi.Şeyhlerden ikisi Nakşibendi, biri Bayrami, ikisi Halveti, ikisi Mevlevi, üçü ise Bektaşi şeyhi idi.
 
Bu  tarikat şeyhleri ve diğer tarikat mensupları ile manevi meşruiyet sağlanmış,
 Osmanlı Mebusan Meclisi Başkanının Ankara'ya gelerek yeni meclise mebus ve Başkan (şimdiki anlayışa göre başkanvekili) seçilmesi ile siyasi meşruiyet,
 Son Osmanlı hükümeti Savunma  Bakanı ve  Erkanı Harp Başkanı Mustafa Fevzi Paşa'nında  Ankara, merkezli  milli teşkilatlanmaya  katılmasıyla  askeri meşruiyet  sağlanmış oluyordu.
 
Sonra mı?
 
Batı ve batıla karşı  mücadele kazanıldı.
Ama batı ve batılın istediği hareketler başlayınca;
 
Bu tarikat şeyleri uzaklaştırıldı.
Bir zamanlar gidip hallevet oldukları merkezlerein kapılarına kilit vuruldu. Hacıbektaş’taki dergah kapatıldı, Kitapları Ankara’daki Milli Kütüphane’ye gönderildi.  Dergah, güzel bir bitki örtüsüne sahip olan bahçesinden dolayı Numune Ziraat Mektebi yapıldı, sonra araba parkı olarak kullanıldı. 1960 dan  sonra müze haline getirildi.
 
Milli Mücadelenin manevi önderlerinden  ve  Mustafa Kemal'in  gidip yatağında misafir kaldığı Salih Niyazi Baba   (Bektaşi  Şeyhi ) yurt dışına gitmek ve Arnavutlukta perişanlıkla hayatını tamamlamak zorunda kaldı.
 
 
Zaten bildiğiniz konuyu,  yeri gelmişken tazelemek istedim.
 
NOT: " Hünkar Hacı Bektaş Veli Diyarında " başlıklı yazımıza
 
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=5101 adresinden  bakılabilir.
 
 
 17 Aralık 2009 - Ankara


Necati Çavdar


 


From: mustafa.isik1956@hotmail.com
To: nurayerken@hotmail.com; mterdem1968@hotmail.com; mert_nizami_isik@hotmail.com; ncavdar@hotmail.com
Subject:
Date: Thu, 17 Dec 2009 13:04:06 +0200


İNSANİ BOYUT VE ATATÜRK
Mustafa Nevruz SINACI
O, Peygamberler hariç; dünyanın bu güne kadar gördüğü, milletine en içten duygularla bağlı, samimi-sadık, sevgili ve değerli, namuslu-dürüst, demokrat, onurlu ve sorumlu, keza en mütevazı, masrafsız ve kalender devlet adamı idi.
Şüphesiz, O’nu dünya çapında liderlik ve “emperyalizm karşıtı” insani boyut da önderlik derecesine yükselten buydu.
“Hayatta en hakiki mürşit ilim’dir, fen’dir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi fani hayatını da; Fazilet anlamında Cumhuriyet; Özgür bilim, insan hakları, adalet ve hukuk bağlamında Demokrasi ve “insan’a hizmet, insan için devlet” idealine adamış olduğunu görürüz. 
Bu, O’ndan sonra eşi, emsali, benzeri görülmeyen bir yüksekliktir.   
Örneğin, Cumhurbaşkanlığı süresince Atatürk, yolluk ve harcırah almazdı,
Her bakımdan devlete yük olmaktan çekinir ve korkardı.
Dünya da “bütün malını milletine bırakan” tek lider O’dur.
            O’NUN EVRENİNDEN BİR ÖRNEK
            Tam “insan hakları, adalet ve hukuk” konusunu işlediğim bir gün (10 Aralık) ve sırada, çok sevgili ve değerli dostum Süreyya Gökçeoğlu tarafından bana gönderilen ve Atatürk'ün Yaveri Muzaffer Kılıç tarafından anlatılıp, nakledilen olayı aktarıyorum:
            “Atatürk’ün Yaveri Muzaffer Kılıç anlatıyor;
            Bir gün Atatürk'le beraber Abidinpaşa'dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus'a geçiyorduk.

O zamanlar Samanpazarı'nda bulunan üç beş dükkandan birisi Ali Efendi isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkânının kepenklerinde, nefis bir halı asılmış duruyordu.
Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde, hele Ankara da böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu halı Atatürk'ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik. Beraberce dükkana yürüdük.
Kitapçı, Ata'yı görünce, buyurun Paşam diyerek heyecanla bir emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı  çok güzel bulduklarını ifade ettiler.
Kitapçı; "Paşam, bu halı bir müşterimin… Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için bana bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok" dedi.
Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı sahibinin nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler.
Kitapçı ezile büzüle;- "Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler, müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim" dedi.
Bu sefer Atatürk daha çok merak edip;- "Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu öğrenmek isteriz" dediler.
Kitapçı; "Paşam 40 lira istemişlerdi "  deyip yine halı sahibinin ismini vermedi. Atatürk halı sahibini iyice merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek ve sıkılarak;
- "Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin Paşam " dedi.
Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili olarak Mecliste görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli, hoş sohbet, özü sözü doğru bir kişiydi.
Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkâna 40 lira bırakmamı emretti. Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.
Bu arada Atatürk, Abdülhalim Efendi'nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;
- "Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama, kapısını kimseye kapamıyor" diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;
- "Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi'nin evine yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz."  dediler. Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık.
Aynı akşam Abdülhalim Efendi'nin evine gittik. Kendisi bizi avlu kapısında karşıladı.Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu. Mütevazı evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.
Abdülhalim Efendi; - "Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade ederseniz, arabanıza koyduralım." dedi.
Atatürk de; - "Abdülhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz." diyerek halıyı açtırdılar ve odaya serdirdiler.
Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi kapıya kadar uğurlayarak;- "Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı…" derken  Atatürk sözünü keserek mütebessim;
- "Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz." diyerek veda edip ayrıldılar.
Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi'ye, kitapçıya bile belli etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamışlardı.  
Bu ibret verici anı; O büyük asker, devlet adamı ve devrimci liderin, en az bu nitelikleri kadar büyük olan insanlığını anlatmasının yanı sıra, onun, gerçek dindar ve üstelik bir tarikat mensubu olan Çelebiye saygısını göstermesi bakımından da ayrı bir önem taşıyor.
 Abdülhalim Efendi, o halıyı Konya Mevlânâ Müzesi kurulunca oraya armağan etmiştir. Görülüyor ki, Abdülhalim Efendi de bu asil davranışı kötüye kullanmamış ve halıyı sahiplenmeyip, layık olduğu yere armağan etmiştir. (1922).
Ayrıca; Herkese açık sofrasını sürdürebilmek için halısını satan bir tarikat ehlinin, dini siyasete  alet ederek para, mevki ve güce ulaşan, yurt içinde ve dışında saf  ve eğitimsiz vatandaşları sömürerek trilyonluk mal varlıklarının sahibi olup sefa süren, günümüz din ve tarikat bezirganlarından farklılığını da ortaya koyuyor.
Tabii, anlayana ve anlamaktan yana nasibi olanlara !”
"Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir."
(Ankara, 1937, Mustafa Kemal Atatürk)
            ***

 

18/12/2009

İbretlik!

 İbretlik!...

Onlar konuşmuş, biz kayıt yapmışız

Sonuç

7 Şehit .

Bağrımız yandı

Herekete geçmesi gerekenler, kayıt yayınlamakla meşgul…

...............

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/13174758.asp?gid=233

PKK'lıların saldırı sonrası telsiz konuşmaları

 

A.A

11 Aralık 2009

Tokat'ta 7 Aralıkta yedi güvenlik görevlisinin şehit edildiği saldırıyı gerçekleştiren PKK/KONGRA-GEL terör örgütü üyelerinin olay sonrasındaki telsiz konuşmaları basına dağıtıldı. Telsiz konuşmalarından teröristlerin saldırı sonrasında birbirlerini kutladıkları anlaşılıyor.
İŞTE TERÖRİSTLERİN TELSİZ KONUŞMALARI / WEB TV           

Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Genelkurmay Karargahındaki basın bilgilendirme toplantısında, 7 Aralıkta Tokat'ın Reşadiye ilçesinde meydana gelen, bir uzman çavuş ile altı erbaş ve erin şehit edildiği, bir uzman çavuş ile iki erin yaralandığı saldırıyı gerçekleştiren teröristler ile bağlı olduğu terörist grup arasında 8-9 Aralık 2009'da yapılan telsiz konuşmalarından bazı bölümleri basın mensuplarına dinletti.
 
Toplantının ardından telsiz konuşmalarındaki ses kayıtları basın mensuplarına dağıtıldı. Ses kayıtları şöyle:

“09 ARALIK 2009 SAAT: 11:38

"HEPSİNİ BENİM YERİME ÖP"

Şehmuz - Mervan
Mervan - Arkadaş dinliyorum
Şehmuz -...??
Mervan - Doğrudur doğru
Şehmuz -...??
Mervan - Ya sesin anlaşılmıyor dediğin anlaşılmıyor
Şehmuz -..??
Mervan - Tamam tamam
Şehmuz -...??
Mervan - Şehmuz
Şehmuz -...??
Mervan - Şehmuz
Şehmuz -...?? - Dinliyorum
Mervan - Arkadaş S.H
Şehmuz - S.H
Mervan - Durumunuz nasıl?
Şehmuz -...??
Mervan - Sesim iyi geliyor mu?
Şehmuz - İyi geliyor iyi
Mervan - Seninki biraz zayıf durumlarınız nasıl iyi midir?
Şehmuz -...??
Mervan - Bütün arkadaşlar iyi midir?
Şehmuz - İyidir iyi
Mervan - Arkadaşların durumu iyidir değil mi?
Şehmuz - İyidir
Mervan - Moralleri nasıl?
Şehmuz - İyidir
Mervan - Ya sizi çok çok öpüyorum ha
Şehmuz -...??
Mervan - Bir de tek tek kutluyorum
Şehmuz - Tamam...??
Mervan - Anlaşılmadı
Şehmuz -...??
Mervan - Sen yerime hepsini öp
Şehmuz -...??
Mervan - Yav bir şey olmaz katlanırız tamam
Şehmuz - Tamam
Mervan - Moraliniz iyi midir?
Şehmuz -...??
Mervan - Hepimizin bir ara gergin oldu ama iyi oldu iyi oldu tamam mı?
Şehmuz - Tamam ...??
Mervan - Şehmuz ...??
Şehmuz - ...?? - Dinliyorum
Mervan - Anons mu vereceksin ?
Şehmuz - Doğru
Mervan - Tamam ver
Şehmuz - Ziganaya bağlı Şehmuz ...?? ...??
Mervan - Zigana'ya bağlı Şehmuz ...??
Şehmuz - Dicle'den veriyorum
Mervan - Ya hangi şifre?
Şehmuz - ...??
Mervan - Öbürü yok değil mi?
Şehmuz - Yok...??
Mervan - Hangisi Dicle'den mi yoksa?
Şehmuz - ...??
Mervan - Tamam Dicle'den 112
Şehmuz - Doğru...??
Mervan - Aktif hale getirsin değil mi?
Şehmuz - Doğrudur doğru
Mervan - Arkadaş S.H
Şehmuz - S.H
Mervan - Durumunuz nasıl?
Şehmuz -...??
Mervan - Sesim iyi geliyor mu?
Şehmuz - İyi geliyor iyi

Roj - Mervan
Mervan - Roj dinliyorum
Roj - Tamam sesiniz şimdi iyi geliyor
Mervan - Tamam
Roj - Şehmuz'un sesini alabiliyor musun?
Roj - Şehmuz, Şehmuz
Roj - Mervan
Mervan - Dinliyorum
Roj — Peki Şehmuz için bir düşük kanal bin aşağısında bir deneseniz siz onun sesini alamaz mısınız?
Mervan - Anlaşılmadı?
Roj - Dedim buranın bin aşağısında biz size anons yapalım Şehmuz devreye girince siz onun sesini alamaz mısınız?
Mervan - Deneyelim tamam mı?
Roj - Tamam oldu Şehmuz eğer ses alıyorsan bin aşağı
Şehmuz -...??
Mervan - Şehmuz ses alıyorsan bin aşağı
Şehmuz -...??
Roj - Mervan
Mervan - Roj
Roj - Mervan
Mervan - Dinliyorum.
Roj - Ses alan derya var mı?
Mervan - Roj
Roj - Dinliyorum ses geliyor mu?
Mervan - Arkadaş sesiniz zayıf.
Ro] - Bir dakika yukarı çıktığında ses gelmiyordu değil mi?
Mervan - Bizim gelmiyordu.
Roj - Nasıl!
Mervan -...??
Roj - Sizin sesinizi ben hiç alamadım, ya sesiniz gelmiyor.
Mervan -...??
Roj - Ben sizin sesinizi hiç alamadım bir dakika ben bir kanal bakayım.
Mervan - Şeyhmus
Mervan - Şeyhmus

Dicle - Bahtiyar
Bahtiyar -..??
Dicle - Tamam anladım saat 8
Bahtiyar -..??
Dicle - Saat kaçta?
Bahtiyar -..??
Dicle - 1110
Bahtiyar -..??
Dicle -..??
Bahtiyar - Doğru
Dicie - Tamam şehit Kendal..??
Bahtiyar -..??
Dicle- Şehit Şerhıldan
Bahtiyar -..??
Dicle - İki bin aşağı

Raman - 202 178 233 239 241 228 208 202 340
Roj -...??
Raman - 70 ten
Roj - 33ten...??
Raman - Evet başlangıçtaki
Roj - Doğrudur.
Raman -...??değil mi?
Roj - Evet.
Raman -...??
Roj - Tamam.
Raman -16 dan 254
Roj - Tamam

"BU EYLEM BAŞKANIN TECRİT KOŞULLARI DOĞRULTUSUNDA YAPILMIŞTIR"

Raman - O bir iş vardı ya?
Roj - Tamam.
Raman - O sonra yapılacak.
Roj - Tamam.
Raman -...??
Roj - Tamam
Raman - 27 den 36 ikinci kelime
Roj - Tamam.
Raman - 26 dan 46 (48) birinci kelime
Roj - Tamam.
Raman - Roj
Roj - Dinliyorum.
Raman - Başka bir not vereyim
Roj - Tamam
Raman -5 ten 100 210 224
Roj - Tamam.
Raman -...?? onun için ...?? 61'den 48 73 88 ..?? 56 53 52 ...?? 47 88.
I
Roj - Tamam.
Raman -...??
Roj - Tamam.
Raman -...??
Roj - Dün akşam Dicle bir not verdi ya.
Raman - Tamam.
Roj - Ayın 24 de Bagok bağlısı..??
Raman - Tamam.
Roj - Aniden düşman araziye çıkıyor.
Raman -Tamam.
Roj - Arkadaşlar bu şekilde kontrole alıyorlar, saat 16.30 ile 17.30 arasında düşmanı vuruyorlar.
Raman - Tamam.
Roj - Bu şekilde bir asker ...??
Raman - Tamam,
Roj - Bu eylem başkanın tecrit koşulları doğrultusunda yapılmıştır.
Raman - Tamam.
Roj - Yine ayın 6 sında ...?? Serbent, Sinek, Maymun, Yekmale, Düğün kapısı...?? buralarda bırakmışlar diyorlar...?? S.S.

09 ARALIK 2009 SAAT: 11:43

"A PLANINI İPTAL ET"

Mervan - Zigana'ya bağlı Şeho Dicle'den 112, aktif hale getirin.
Şehmuz -...??
Mervan - Tamam.
Şehmuz -...??
Mervan - Anlaşılmadı.
Şehmuz - A planını iptal et, B planını uygula.
Mervan - A planını iptal et, B planını uygula tamam.
Şehmuz -...??
Mervan - Ben tekrar edeyim Zigana Ali Fırat, A planını iptal et, B planını uygula.
Şehmuz - Tamam ...?? hepsini ...??
Mervan - İki gün üst üste anons olsa iyi olur değil mi?
Şehmuz - Doğrudur doğru.
Mervan - Tamam oldu
Şehmuz -...??
Mervan - Durumunuz iyidir değil mi?
Şehmuz - Doğru ...??
Mervan - Arkadaş, genel arkadaşların selamları var size.
Şehmuz - ...??
Mervan - Tamam oldu bak burada iyi geliyor.
Şehmuz - ...??
Mervan - Anlaşılmadı.
Şehmuz - ...??
Mervan - Tamam arkadaş bizde sorun problem yok.
Şehmuz -..??
Mervan - Şehmuz
Şehmuz - Dinliyorum.
Mervan - Herhangi bir problem veya sorun yok değil mi?
Şehmuz -...??
Mervan - Durumunuz Zigana mı?
Şehmuz -...??
Mervan - Tamam onun dışında durumlar nasıl?
Şehmuz -...??
Mervan - Yeriniz sağlam mı?
Şehmuz -...??
Mervan - Zorlanma var mı?
Şehmuz -...??
Mervan - ...?? örgütsel açıdan
Şehmuz -...??
Mervan - Tamam arkadaş genel de bu tarafta durumlar iyidir bir sorun yok yani arkadaşlar sizi kutluyor selamları var.
Şehmuz -...??
Mervan - Tamam farklı bir şey yok ...??
Şehmuz -...??

09 ARALIK 2009 SAAT: 14:42

Dİcle - Bahtiyar
Bahtiyar - Dinliyorum.
Dicle - Ses geliyor mu?
Bahtiyar -...??
Dicle - Bahtiyar
Bahtiyar-Dicle
Roj - Dicle
Goste - Gever
Roj - Dicle
Dicle - Dinliyorum.
Roj - Dicle bir dakika.
Raman - Nemrut
Nemrut - Dinliyorum.
Raman - Arkadaş bin aşağı.
Nemrut - Tamam alındı
Roj - Dicle
Dicle - Dinliyorum
Demhat - Deman
Deman - Dinliyorum
Demhat- Deman Demhat'tır
Roj - Zilan'a bağlı tüm deryalar yarın saat 08.00'de Zilan talimat kanalında üzerinde hazır olsunlar
Dicle - Zilan'a bağlı tüm deryalar yarın saat 08.00'de Zilan talimat kanalında üzerinde hazır olsunlar.
Roj - Dersim bağlısı Basya yarın saat 09.00'da Rojhilat kanalında hazır olsun
Dicle - Dersim bağlısı Basya yarın saat 09.00'da Rojhilat kanalında hazır olsun
Roj - Munzur bağlısı Murat, Mordem, Mazlum Volkan ve Hejar bizim size verdiğimiz notta eğer risk varsa notu iptal edin.
Dicle - Munzur bağlısı Murat, Mordem, Mazlum Volkan ve Hejar bizim size verdiğimiz notta eğer risk varsa notu iptal edin.
Roj - Munzur eğer ses alıyorsan Şehit Aslan şifresi 32'den 650, 60'dan soldan 252, 254, 235, 244, 217, 231, 259, 243 ve 43'den 77, 45'den 63, Batman 697 birinci kelime, Sivas 673 birinci kelime, 47'den 654 ikinci kelime 10'dan 693 birinci kelime, 31'den 441.
Dicle - Munzur eğer ses alıyorsan Şehit Aslan şifresi 32'den 650, 60'dan soldan 252, 254, 235, 244, 217, 231, 259, 243 ve43'den 77, 45'den 63, Batman 697 birinci kelime, Sivas 673 birinci kelime, 47'den 654 ikinci kelime 10'dan 693 birinci kelime, 31'den 441.
Roj - Dicle anons var mı?
Dicle - Arkadaş yok.
Roj - Roj çağrısı.
T/E - Raman tekmilden sonra geçsin.
Roj - Tamam.
Serdem - Roj
Roj - Dinliyorum.
Serdem - Anons vardı.
Roj - Kimdir?
Serdem - Bir anons vardı.
Roj - Kimdir arkadaş?
Şerbaz - Serdem'dir Serdem Sason bağlısı.
Roj - Tamam dinliyorum Serdem.
Serdem - Sason bağlısı tüm deryalar bugün saat 12.00'de eyalet kanalı üzerinde görüşme notu okunacaktır.
Roj - Sason bağlısı tüm deryalar bugün saat 12.00'de eyalet kanalı üzerinde görüşme notu Kürtçe okunacaktır.
Roj - Roj çağrısı dinliyorum
Mayıs -...??
Roj - Anlaşılmadı, Dicle ses alıyor musun?
Dicle -Roj çağrısı.
Mayıs -...??
Dİcle - Anons mu var?
Mayıs -...??
Dicle - Arkadaş bir dakika bir anonsu var.
Roj - Ses alıyor musun?
Dicle - Yok arkadaş anons edelim.
Mayıs -...??
Roj - Mayıs dinliyorum arkadaş
Mayıs -...??
Roj - Nasıl!
Mayıs - Arkadaş Munzur'a bağlıdır Munzur'a.
Roj - Görüşmeyi planlamış mıydınız?
Mayıs -...??
Roj - Tamam başka bir şey belirtiyor musunuz?
Mayıs -...??
Roj - Tamam. Ses alan tüm deryalar bugün saat 12.00'de görüşme notu tekrar okunacak.
Dicle - Ses alan tüm deryalar bugün saat 12.00'de görüşme notu tekrar okunacak.
Roj - Roj çağrısı.
Şehmuz - Roj bir ses geldi anons vermek istiyor bir dakika.
Şehmuz - Arkadaş Munzur bağlısıdır, Munzur
Dicle - Anlaşılmadı
Rojhilat - Roj sesi derindir anlaşılmıyor
Roj - Arkadaş anonsu ver. Arkadaşın sesini alan yok mu?
Şehmuz -...??
Roj - Kime bağlı
Dicle - Şiyar'a mı bağlı ?
Şehmuz - Ya Zeynel'e bağlı Zeynel
T/E - Roj diyor Munzur'a bağlı.
Roj - Munzur bağlısı tamam.
Şehmuz - Zeynel'e bağlı Zeynel.
Roj - Tamam Zeynel bağlısı arkadaş ses alan derya yok mu?
Şehmuz - Zeynel'e bağlı.
Roj - Zeynel'e bağlı hangi deryadır.
Şehmuz -...??
Roj - Zeynel'e bağlı deryanın sesini alan.
Şehmuz -...??
Roj - Arkadaş...?? geçelim
Mervan - Ya Mervan'dır
Roj - Mervan dinliyorum
Mervan -...??
Roj - Nasıl?
Mervan -...??
Roj - Ses alamıyor musunuz burda?
Mervan - Doğru doğru
Ro] - Anonsunuz var mı?
T/E - Roj, diyor Şehmuz çağrı yapıyor, biz sesini alamıyoruz
Roj - Tamam size çağrı yapıyor sesini alamıyorsunuz
Mervan - Doğru doğru
Roj - Tamam onun için her hangi bir şey söyleyelim mi nereye geçsin?
Mervan -...??
Roj - Şehmuz
Şehmuz - Arkadaş dinliyorum.
Roj - Mervan biz sesi almıyoruz arkadaş ona ilişkin bir şey diyor musunuz?
Mervan - Cevap veriyor
Roj - Anlaşılmıyor
Mervan - Cevap veriyordu
Roj - Onun sesini alıyor musun?
Mervan - Şehmuz
Şehmuz - Dinliyorum
Mervan - Arkadaş sesi şimdi geliyor
Roj - Tamam
Mervan - Şehmuz bir şey diyor musun?
Şehmuz -...??
Mervan - Bir bilgi mi var?
Şehmuz -...??
Mervan - Roj sanki bir bilgi var diyor
Roj - Tamam
Şehmuz -...??
Mervan - Anlaşılmadı?
Şehmuz -...??
Roj - Tamam. Şehmuz tekmilden sonra saha kanalına geçelim
Şehmuz - Tamam
Roj - Dicle aldı mı?
Dicle - Doğru alındı diyor
Roj - Tamam Şehmuz tekmilden sonra sahaya geç
Şehmuz - Tamam
Roj - Kandil
Kandil - S.S. Yeni bir şey yok
Roj - Firaz
Rraz - S.S. Yeni bir şey yok
Roj - Dicle
Dicte - S.S. Yeni bir şey yok
Roj - Cilo
Cilo - S.S. Yeni bir şey yok
Roj - Nemrut
Nemrut - S.S. Yeni bir şey yok.”

 

................................

 Ve  Nihayet Konuştular!

Kandil'de, Reşadiye de Değil...

 

 

 

17 Aralık 2009 Perşembe 09:37 Toplum

Günün son dakika haberi...

http://www.nethaber.com/Toplum/126501/Gunun-son-dakika-haberi-ILKER-BASBUG-TRABZONDA

İLKER BAŞBUĞ TRABZON'DA BİR SAVAŞ GEMİSİNDE AÇIKLAMA YAPTI: PEKİ AMA NEDEN?

İLKER BAŞBUĞ TRABZON'DA YAPTIĞI AÇIKLAMADA, AÇIKLAMAYI ORUÇ REİS GEMİSİNDE YAPMASININ ANLAMINA BÖYLE DİKKAT ÇEKTİ:

DENİZ KUVVETLERİ, SON ZAMANLARDA, SİLAHLI KUVVETLER İÇERİSİNDEKİ CUNTASAL YAPILANMALARIN GERÇEKLEŞTİĞİ BİR 'KUVVET' GİBİ TAKDİM EDİLİYORDU
ERGENEKON SORUŞTURMASI KAPSAMINDA EN ÇOK ÜZERİNE GİDİLEN KUVVET KOMUTANLIĞI DA DENİZ KUVVETLERİ OLMUŞTU.

İLKER BAŞBUĞ TRABZON'DA YAPTIĞI AÇIKLAMADA, AÇIKLAMAYI ORUÇ REİS GEMİSİNDE YAPMASININ ANLAMINA BÖYLE DİKKAT ÇEKTİ:

Genelkurmay Başkanı, 'asimetrik psikolojik harekata değinmek istiyorum. Oruç Reis gemisinde değinmemin özel bir anlamı var' dedi.

İşte Başbuğ'un açıklamaları:

Farklılıklara saygılı olmak her zaman farklılıklarımızı öne çıkarmayı gerektirmez. EWsas önemli olan binlerce yıllık sahip olduğumuz ortak değerlerin sıkça ortaya konulmasıdır. Türkiye 84'ten ber, PKK ile mücadele etmektedir. Ülkemiz ve milletimiz insanımız terörün yoğun olduğu bölgedeki insanlarımız terörden zarar görmüştür. TSK bölücü terör örgütüne karşı mücadelesine kararlılıkla devam etmiştir ve devam etmeye de azimli olarak kararlıdır.

Ana hedefimiz bölücü terör örgütü ile mücadelede Türkiye'nin gündeminin en alt sıralarına indirilmesidir. Unutmayınız ki teröristler gündemin kan, gözyaşıi kin ve nefret üzerinde oluşmasını ister. Unutulmamalıdır ki ülkenin ve milletin bütünlüğünün korunmasında her zaman bir bedeli olur.

Son zamanlarda TSK'ya karşı yürütülmekte olan psikolojik asimetrik harekata değinmek istiyorum. Bu konuya değinmeyi bugün beraber olduğumuz TCG Oruç Reis Fırkateyni'nde değinmemin özel bir anlamı vardır. Bakınız Türkiye'nin bulunduğu coğrafya zor bir coğrafyadır. Ülkemizin etrafı sorunlarla çevrilidir. Bu coğrafyada güçlü olmayan devletler ayakta kalamaz. Etkin ve caydırıcı niteliklere sahip bir silahlı kuvvetlere sahip olunması hayatidir.

TSK'nın kendisine olan özgüveni tamdır. Bundan kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın. Sahip olduğunuz bu özgüven TSK'nın kendisine yönelik egrçeklere dayanan sağduyulu eleştirileri saygıyla karşıladığını, eleştirilere her zaman açık olduğunun açık bir kanıtıdır. Ancak bu duruma karşın son zamanlarda gerçek dışı olaylara yalanlara dayalı önyargılı olarak bazı çevreler ve kişiler tarafından TSK'ya karşı asimetrik psikolojik bir harekat yürütülmektedir.

Özellikle Türkiye'de medyanın bir kısmının varoluşlarının temel nedeni gerçeklere ve doğrulara dayanmayan eleştiriler yaparak TSK'yı her gün gündemde tutmak ve TSK aleyhine kampanya yürütmektir. Bunlar aynı zamanda kendilerini demorkasinin savunucusu olarak göstermektedir. Demokrasiyi savunmak için tek çıkar yol silahlı kuvvetlerin karşısında olmaktır. TSK her vesileyle demokrasiye ve hukuk devletinin yanında olduğunu her vesileyle ifade etmektedir. İçinde bulunduğumuz bu süreçten rahatsızız. Bu rahatsızlığımızı her vesileyle ilgili makamlara ilettiğimiz gibi yasal olarak yapılması gerekenleri yapıyoruz.

Hem ülkesini hem miletini sevmek hem de haksız yere psikolojik harekat yürütmek bir arada olamaz. TSK'ya karşı planlı ve kendi amaçları çerçevesinde psikolojik harekat yürütenlere diyorum ki bulunduğunuz yol ve yer doğru değildir. Türk milletinin büyük çoğunluğu da ne yaptığınızın farkındadır. Meydana gelen her terör olayıyla TSK'yı ilişkilendirme çabaları vardır"

………….

Eski DTP'liler istifadan vazgeçti

 

http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1175328&Date=18.12.2009&b=Eski DTPliler istifa etmeyebilir...&KategoriID=12

ANKARA / DHA

Kapatılan DTP’nin eski genel başkanı Ahmet Türk, halkın, sivil toplum örgütleri ile Öcalan’ın milletvekillerinin mücadelesini parlamento zemininde sürdürmeleri gerektiği konusunda bildirdiklerini söyledi ve istifa kararından vazgeçtiklerini açıkladı. Eski DTP'li 19 milletvekili BDP'ye katılacak...

Kapatılan DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk, düzenlediği basın toplantısında, partinin, bağımsız kalan milletvekillerinin, istifa etmekten vazgeçtiklerini duyurdu. Milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) çatısı altında parlamento çalışmalarını sürdürecek. Türk, yaptığı açıklamalarda, partinin TBMM grubunun oluşturulması için çalışmalarda bulunulacağını belirtti. Bu kararın alınması aşamasında, sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin, aydınlar ve yazarlar gibi çevrelerden de kendilerinde, demokratik platformda mücadele etmeleri yönünde rica geldiğini söyleyen Türk, “Çarşamba günü, İmralı’da, sayın Öcalan’la avukatları bir görüşme yaptılar. Bu görüşme sonucunda, sayın Öcalan da, parlamento zemininin terk edilmesinin doğru olmadığını ve bu mücadelenin devam ettirilmesi gerektiği şeklinde avukatlarıyla bunu paylaştı ve bunu bu şekilde bize ilettiler,” diye ekledi.

 

“DTP’NİN KAPATILMASI STATÜKOCULUĞUN DEVAMINI İSTEYEN MANTIĞIN İFADESİDİR”

 

Türk, bugünkü açıklamalarında da DTP’nin kapatılmasını eleştirdi ve söz konusu gelişmeyi, ‘statükoculuğun devamını isteyen mantığın ifadesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesini istemeyen güçlerin kararı’ olarak niteledi. Eski DTP lideri, “Bu kararı hukuki görmüyoruz,” dedi ve demokratik siyaseti, Barış ve Demokrasi Partisi’nde sürdürme kararı aldıklarını ekledi.

 

“DÜNYADA HİÇBİR HALK YOKTUR Kİ…”

 

Ahmet Türk, şimdiye kadar 6 partileri kapatılmış olmasına rağmen demokratik siyasette ısrar ediyor olmalarının da iyi görülmesi gerektiğini belirtti ve “Dünyada hiçbir halk yoktur ki altı partisi kapatıldıktan sonra yedinci partisini kurup o demokrasi inancını, ülkeye, topluma taşımak konusunda kararlılık göstersin,” dedi.

 

SAYIN ÖCALAN DA ‘ÇEKİLMEYİN’ DEDİ”

 

Sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin, aydınlar ve yazarlar gibi çevrelerin de kendilerinden, demokratik platformda mücadele etmeleri yönünde rica geldiğini söyleyen Türk, “Çarşamba günü, İmralı’da, sayın Öcalan’la avukatları bir görüşme yaptılar. Bu görüşme sonucunda, sayın Öcalan da, parlamento zemininin terk edilmesinin doğru olmadığını ve bu mücadelenin devam ettirilmesi gerektiği şeklinde avukatlarıyla bunu paylaştı ve bunu bu şekilde bize ilettiler,” diye ekledi.

………………..

 

 

ÖCALAN 'MECLİS'E DÖNÜN' DEMİŞ

 

http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1175416&Date=18.12.2009&Kategori=siyaset&b=Ocalan, Meclise donun demis

 

Cem EMİR/DİYARBAKIR, (DHA)

İmralı'da avukatlarıyla yaptığı görüşmede DTP'lilere mesaj göndermiş

İMRALI’da çarptırıldığı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasını çeken PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan, kapatılan DTP'nin milletvekillerine ‘Henüz istifa aşamasına gelinmedi, Meclis'e dönün’ mesajı gönderdiği ileri sürüldü.

Terör örgütü PKK'ya yakınlığıyla bilinin bazı internet sitelerinde, teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın çarşamba günü avukatlarıyla yaptığı görüşmede söylediği iddia edilen sözler yer aldı. Bu internet sitelerindeki iddialara göre Abdullah Öcalan, avukatlar aracılığı ile Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP'li milletvekillerine şu mesajları verdi: 

HENÜZ O AŞAMADA DEĞİLİZ: Milletvekillerinin istifası konusunda ben farklı düşünüyorum. Çözüm demokratik mücadeledir. Bunu halka danışabilir ve karar alabilirler ama öyle yüzeysel değil, gerçekten halka sorarak, bunu kararlaştırabilirler. Diyarbakır'da binlerce kişiyle halk toplantıları yapabilirler, daha sonra il il halk toplantıları yapabilirler. Onlar da halka gidebilirler. Meclis'e dönüş de yapabilirler. ‘Biz böyle gerekli gördük’ de diyebilirler. Bence henüz istifa edilecek aşamaya gelinmedi. Bizler henüz o aşamada değiliz. Meclis'e dönüp demokratik siyaset geliştirilebilirler.

MECLİS'İ İYİ KULLANSINLAR: Kürtlerin demokratik kazanımları da boşa harcanmamalıdır. Meclis'te herşeyi tartışabilmeliler. Demokratik mücadele için demokratik siyaset gerekiyor. Bunun yapılabilmesi önemli. Şimdi yeni parti var deniliyor. Ben buna bir şey demiyorum. Devlet birisini kapatır, birisi açılır ancak hukuk tekniği açısından bir parti olabilir. Ama bu siyasi- demokratik mücadeleye tek başına çare değil. Yeni bazı şeylerin olabilmesi gerekiyor. Demokratik siyaset yürütülmesi gerekir. Demokratik siyasetle ancak barış gelir. Türkiye'de hukuk zaten yok. Ben söylediklerimi legal ya da illegal olarak değerlendirmiyorum. Benim söylemek istediğim demokratik siyaset kanalıdır, mücadelesidir.

SOL ÖRGÜTLERLE İŞBİRLİĞİ: Demokratik kesimlerle geniş bir şekilde biraraya gelinebilir. THKO, Dev-Genç gibi bunların devamı olan kesimlerle ilişkiler kurulabilir, bunlar da içinde yer alabilirler. Aleviler de dahil olabilir. Diğer demokratik kesimler de dahil olabilir. Böyle demokratik bir oluşum olursa kırk elli milletvekili çıkarabilirler. MHP herkesi teslim almak istiyor. CHP ve MHP'nin faşist, katı tutum ve çizgilerini aşabilmek için Meclis'ten çıkıp gitmekle olmaz. Meclis'te kalıp bu anlayışa karşı mücadele etmeliler. Bahçeli'nin Baykal'ın arkasında çok güçlü örgütleri vardır. Bahçeli muazzam örgütlüdür, bunlar örgütlü olma konusunu çok iyi biliyorlar. Baykal da aynı şekilde örgütlüdür.

PKK'DA ERGENEKON BAĞLANTISI: Örgüt içinde Ergekon'la bağlantılı kesimler var. Ben her şeyi de bilemiyorum. Mesela Hogir'in Ergenekon'la bağlantılı olduğunu yirmi yıl sonra öğrenebildim. Bunun gibi birçok kişinin Ergenekon'la bağlantısını çok sonraları fark edebildim. Herşeyden de beni sorumlu tutmasınlar. Bizim mücadele tarzımız bu şekilde değildi. Bunlar birçok çete oluşturdular, Dörtlü çete, Hogir ve Şemdin'ler. Ergenekon'la da işbirliği yaptılar. Bilge Köyü gibi birçok köy basıp çoluk çocuk katlettiler. Bunlar beni de öldürmek istediler.

 /////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

 

http://www.ilkehaber.com/haber/resadiye-baskininda-muthis-iddia-5912.htm

8/12/2009

Bayağılaşmanın Sınırı?


 

 

Dün, Selami Çakmegil, Şahin Demiral,Hüseyin bey ve Arkeolog Muzaffer Tunç’la  Zafer Çarşısındaki “cayhane”de çay içip artık dağılma zamanı geldiği için  ayrılmak üzere çıkıyoruz.

 

Zafer Çarşısı – Ulus yönünde  yürürken bir dükkan önünde duruyoruz.

Arkadaşlardan biri dükkân vitrininde sergilenen bir ürünle ilgileniyor.

İyi bir Hititolog ve Sümerolog alan Muzaffer Bey, dekanın ismine dikkat çekiyor.

Ankara’da bir çok dükkanda olduğu gibi, bu işyeri de ismini  İngilizce kırması garip bir isimle etiketlemiş.

Muzafer bey, aslında Türkçe olan isimin “v” harfinin “w” şeklinde yazılması haydi ne ise “A” harfinin de değiştirilerek garipleştirilmesine dikkat çekiyor.

 

Guruba iyice yaklaşarak ilgi gösteren dükkan sahibinin duyacağı  ses tonu ile “Muzaffer bey, bu dükkanın Türkçe ismi İngiliz kırması olunca dükkanın müşterisi tam sekiz kat artmış !..” diyorum.

Dükkân sahibi espriyi anladı mı bilmem. Ama iş karlılık olunca hemen çakarak “Ne gezer?”gibi ellerini açıyor.

Neyse, Reşadiye’den gelen “ 7 şehidimizin” hüznünü kalbimize gömerek yürüyoruz.

Ve bu dükkân isimleri beynimizi kemiriyor.

Ülke gerçekten işgal altında da işyerlerimizin isimler imi değişti?

Yoksa, içinde satılan malların yerli olmasına rağmen dükkan isimlerinin yabancı olması ne anlama geliyor?

Dükkân isimleri yabancı dunca müşteri mi çoğalıyor. Faydası nerede?

Siz bayağılaşarak kendi diliniz başkalarına özene feda ederseniz, buna ne demeli?

İnsanlarımız dükkânlarını değil ama kafalarını meccanen işgale hazır hale getirmiş.

…..

Sabah Eryaman’da   büfesi önünde Mümin Yaman ile  muhabbet ederken, Türkçe isimlerin  yabancı işgaline dikat çekerek “artık Türkçe isim arar olduk” deyince,

Mümin Yaman , “Ağbi gençlik, böyle istiyor. Ce’li co’lu yerlerden alışveriş ettim diye özenti ile anlatıyorlar ”diyor.

Eeee. İz yabana  özen duyarsanız. Yaban size özen göstermez.

Sizi toplum değil, istediğini yutturacak kalabalık olarak görür.

İnternete giriyoruz

“Google'ın Türkiye'ye büyük ayıbı” diye bir haber ve ekinde yorumlarla karşılaşıyoruz.

Bayağılaşmanın Sınırı ne?”demekten de kendimizi alamayarak bu haberi yorumsuz olarak veriyoruz.

8 Aralık 2009 – Salı

Eryaman

 

…………….

Google'ın Türkiye'ye büyük ayıbı

hurriyet.com.tr

8 Aralık 2009

Google'ın sözlük hizmeti sessiz sedasız hizmete girdi. Birçok dile bünyesinde yer veren Google Dictionary'de Türkçe dilinin olmaması ise büyük şaşkınlığa neden oldu.

Arama devi Google, geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız bir şekilde Google Dictionary'i kullanıcıların hizmetine sundu.

Google'ın kendi tanım veritabanının yanı sıra Dictionary sitesinden de aldığı sonuçları kullanıcılara aktaran hizmetin pek çok yararlı özelliği var. Kelimeleri yıldızla işaretleyerek daha sonra tekrar görmek, en son aramaları bulmak, diğer diller için çeviri kaynaklarına geçmek çok kolay.

Google Translate'den ayrı bir hizmet olan Google dictionary, internet üzerinde hizmet veren sözlük sitelerinin ziyaret oranlarını oldukça düşürecek gibi görünüyor.

Google'ın yeni hizmetinden en ağır etkilenecek sitelerden birisi Answers.com. Daha önce Google aramalarında yer alan "definition" yani tanım bağlantısı, Wkipedia benzeri Answers.com'a bağlantı sunuyordu. Artık bu bağlantı Google Dictionary hizmetine yönlendiriyor.

Merriam-Webster, Oxford ve diğer ciddi dil kurumlarıyla yakından çalışan Alex Zaudin, Paragon Software'in sahibi. Zudin, Google'ın hizmetinin düşük seviye tüketici hizmetlerne cevap verdiğini, ancak öğrenciler ve profesyonellerin daha yüksek kalite ve tutarlılıkta sözlüklere ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Google'ın sözlük hizmetinde "Google"ı aratınca çıkan sonuç "İnternette Google arama motorunu kullanarak bilgi aramak"; verilen örnekler ise "Partide tanıştı kadını Google'ladı"; "Çocuklarım bütün gün Google'lıyor" oluyor.

Google Dictionary'de listelenen diller şu şekilde: "İngilizce, Fransızca, almanca, İtalyanca, Korece, İspanyolca, Rusça, Çince (Geleneksel), Çince (Basitleştirilmiş), Portekizce, Hintçe, Arapça; Bengal dili, Bulgarca, Hırvatça, Flemenkçe, Fince, Yunanca, Gujarati dili, İbranice, Kanada dili, Malayalam dili, Marathi, Sırpça, Tamil dili, Telugu dili, Tayland dili. Bu diller ile sadece İngilizce arasında sözlük hizmeti var.

Google'ın büyük ayıbı, bu kadar dile sözlük hizmeti sunup da Türkçe'yi hizmetine dahil etmemiş olması.

 

 

vatan sever

08/12/2009 - 11:25

DÜNYADA NE KADAR ÇOK TANINDIĞIMIZ VE DEĞER VERİLEN ÜLKE OLDUĞUMUZ TESCİLLENMİŞ OLDU.KİMSENİN BİZİ TAKTIĞI FALAN YOK .BİZ KENDİ KENDİMİZE HAVALARDAYIZ.NEYMİŞ.AVRUPA BİZE MUHTAÇMIŞ NEYİMİZE MUHTAÇ ANLAMADIM.SAĞOLSUNLAR ÜÇ KURUŞLUK DEĞPERİMİZ VARDI ODA KALMADI.

 

 

Delişikbak Yineoku

08/12/2009 - 11:25

Vatandaşını kendi ülkesine girerken pasaport kontrolüne sokarsan, girişimcin dükkanına, ürünlerine yabancı ad koyarsa hatta "1900 dan beri "yazacağına "since 1900" yazarak marifet yaptığını zannederse, profları televizyonda yabancı terimlerle açıklama yaparsa, google niye adam yerine koysun ki ???

 

 

yilmaz kenan

08/12/2009 - 11:25

google ayibini temizle,500 milyonun insanin anladigi dili sen nasil anlamadin....

24/11/2009

ANKARA NOTLARI


Aylar varki  “angaraya” ayak basmıyoruz.

Mecburiyet olmadıkça epeyce uzak duruyoruz.

Emiryaman Köyünde, kâinat sofrasındayız.

Kuşlar korosundan   nameler dinliyor, kainat sofrasından sunulan  ikrama şükrediyoruz.

İhtiyaç oldu “Angaraya” indik.,

Ankara Adliyesinden çıkarken eski bir vekil, Angarayı dolaşmak konusunda ısrar etti.

Kıramadık.

Mamak istikametine yöneldik.

 

ANANI ÜNÜVERSİTEYE ALACAKMISIN

 

Cebeciye, Siyasal’ın önüne  gelince 28 Şubat’ın ucube hükümetinin Milli Eğitim’in  başına getirdiği Metin Bostancıoğlu ile yaşadığımız hadise aklıma geldi.

Siyasal’ın önünde bir heykel varmış.

Her ne dense  dönemin üniversite yönetimi   var olan heykelde değişiklik yapmaya karar vermiş.

Değişiklik yapılmış.

Değişikliğe de açılış yapılıyor.

Tüm üniversite yönetimi orda .Metin Bostancıoğlu ve onun hukuk dan hocası da.

Heykel açıldı.

İkramlar var.

Metin Bostancıoğlu’na..

“Şu an burada aynı mekândayız. Bana bir sınırlama yok. Hatta aynı ikramı hep beraber tüketiyoruz.

Zaman oluyor başbakanlar, cumhurbaşkanı ile beraber oluyoruz. Bir sıkıntı yok.

Yazan benim. Ağır konuşan benim.Sizin rijit  dediğiniz gazetede çalışan ben.. Ben erkek olduğum için bir sınırlama yok.

Ancak, evde hiçbir şeyden haberi olmayan. .Yazmayan, hatta olur olmaz şeyleri okumayan hanım gelse “başörtüsü” nedeniyle buralara almıyor, üniversite kapısından içeri almıyorsunuz.

Bunun mantığı var mı?

Şeklindeki soruma  karşı, “benim anam da başörtülü idi.Babaannem Kur’an okurdu” diye  başladı anlatmaya..

“Peki anan okumak için gelse üniversiteye alacakmışsınız?”diye hemen soruyu yapıştırdım.

Misafirler, çevresindeki yalakalar ve dahi hocası huzurunda bu sorularla karşılandığından  renkten renge giren Bostancıoğlu,

“Bak güzel kardeşim bunlar burada ayak üstü konuşulacak konular değil” demez mi?

“Hay hay. Benim için fark etmez. O zaman  buyur şuraya oturup konuşalım. Burada istemez isen makamında da olur.Ancak tüm buradakilerde yanında olsun. Hocanızda hukuk adına hakem..”

Tabi ses yok. Ve heykel açmanın “erdemi” ile mest olarak gülücükler içindeki bakan ve şürekâsı mosmor bir eda ile kaçarcasına araçlarına kendilerini attılar..

 

………….

 

“İSLAM BİR KÜLDÜR.. TÜRK İSLAMI OLMAZ”

Cebeci Şehitliği yakınına geldik.

O yıllarda İslam tartışılıyor.

Güya İslam’ın kainat çapındaki  bütünlüğünü hazmedemeyenler “Bizde İslamız ama  Türk  İslami isteriz “diyorlar.

Her kafadan bir ses.

İslam içindekide konuşuyor, dışındakilerde.

Hele İslamla  hiç alakası olmayanların sesi  daha gür çıkıyor 28 Şubat’ın resmi ideologları ile yeknesak davranıyor.

Zira dönemin başbakanı Mesut Yılmaz'ın, "Dinimizin ithal Arap ve Acem karışımı gerici zihniyetlerin etkisinden kurtarılması gerekir."sözlerinden sonra, Hava Kuvvetleri Komutanı İlhan Kılıç, Gaziemir'de "Türk Müslümanlığı"ndan bahseden bir konuşma yapar. Kılıç konuşmasında, "Güzel dinimizin çağdaş Türk Müslümanlığının rengini karartmak isteyenlere önem ve fırsat vermeyin" sözleri dinde reform tartışmalarını yeniden gündeme taşır. Zaten, İlhan Kılıç, bir cenazede Kur’ân’ın aslını okuduktan sonra, mealinide okuyan hocaya "Arapçasını anlayamıyoruz, Türkçesi okundu ne kadar güzel oldu." Diyerek zaten okunmakta olan Kuran meallerini yeni bir uygulamaymış gibi göstermişti.

Bunu fırsat belleyenlerde “Türk Müslümanlığı “diye atışa geçmişti

 

Bunu birisi durdurmalı.

Ama kim?

Hava  Şehitlerini anma günü var.

Kalkıp gittik.

Giriş halka açık.

Ancak sadece akredite basına yol var.

Allah’a şükür bizde Allah’dan gayrisine “akreditemiz yok”.

Eeee. Nasıl olacak?

Allah kerim.

Niyet halis. Akıbet hayır olur inşallah deyip çıktık yola…

Cebecide ki Şehitliğe varıp, göğüslerinde “akredite” olduklarını gösteren tek elden çıkmış isimlikleri ile gazetecilerin arzı endam ettiği alana durduk.

Hoş gazeteciler tanıyor da.

Resmi görevliler bizi bilmez.

Kılıç “paşa” , konuşuyor.

Bir albay gelip yanaştı.

“Nerden geldiniz?

Diye sordu.

“Yol”dan geldim dedim

Nasıl geldiniz sorusuna da “yürüyerek” cevabını aldı.

Özel araba ile gitmek bizim için olur şey değil.Taksi ile gelmek de mümkün değil.

Gazetenin idare merkezi Strazburg caddesinden tabi ki yürüyerek gittim.

Beni ya saf yada anlamaz zanneden albay, gitti fakat yeniden geldi.

O sırada Şehitlik’de törende olduğumu  öğrenen Haber Müdürü Kamuran Akkuş, heyecanla ikide bir arayıp “paşa ne konuştu “diye  soruları ile beni bunaltıp duruyor.

Albay tepemde.

Ya misafirler tarafına vatandaş olarak otur ya da. Demeye getiriyor.

Ve “Hangi kurumdansınız? “sorusuna.

 

Ben gayet ciddi.” Ne kurumu ne isi? Bizim o işlerle işimiz olmaz. Bak paşa konuşuyor. Kendisine söylerim ha..” deyince çekti gitti bir daha da yanıma gelmedi.

Konuşma ve Okunan Kur’anın Türkçe tercümesinden sonra şehitlik gezilerek kabirler ziyaret edildi.

Artık gitme vakti geldi.. “Paşa “ vazifesini yapmış olmanın hazzı içinde gidecek gayri.

“Paşam, bu günlerde bir tartışma var. Acem, Arap Türk İslami olur mu?”

Millet “acem” lafını duyunca bir tuhaf oluyor.

O yüzden midir bilmem ama

“Paşa” cevap olarak. “Hayır…  İslam bir küldür. Acem, Arap vs İslami olmaz. İslam bir bütündür.  ” diye cevap verdi.

Bu cevap da yetti

Cevabın ajanslardan duyulmasıyla birlik de gözünü, kafasını kışlaya çevirerek sözde beyinlerini işletenler” hizaya geldi.

O günün şartlarında  “İslam”a yönelik yapılan çirkin sldırılar bitti.

“cim” Türkiyesinin “Necip  medyası” hiç değilse İslam’ın bütünlüğü konusunda  kuluçkaya yattı.

Demek ki “kılıç” darbesi gerekiyormuş.

 Hey gidi günler hey.

 

 

……….

O Günlerde yapılan cumhurbaşkanlığı   tartışmaları da ayrı bir olay..

 

 

MAKAM ADAMI ALIR GÖTÜRÜR

 

AKP Kurcusu eski vekil anlatıyor.

Abdullah  Gül’ün 840 rakımlı tepeye oturduğu son cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi.

Kızılcahamam’da AKP’nin İstişare toplantısı var.

Çoluk çocuğumuzla ordayız.

Cumhurbaşkanlığı için sayılan isimlerin başında  Milli Savunma  Bakanı  Vecdi Gönül var.

Vecdi beyle de bizim 30 yıllık hukukumuz var.

Oturduğumuz alana  görevliler servis yapmıyordu.

Vecdi bey hanımı ile oturuyor.

Hemen koşup , kendi ellerimle iki kahve kapıp geldim.

Vecdi bey ve hanımına ikram ettim.

Kahveyi içtiler.

Yan tarafta parti kurucusu ve sanat camiasından tanınan Yasemin Kumral var.

Yasemin hanıma kahveye bakmasını rica ettik.

Yanındakilerde “Yasemin Hanım, kahveye şöyle fala bakar. Böyle bakar. Senede bir bakar, pir bakar. Söyledikleri mutlaka çıkar” diye gaz verdiler.

İslami sosyetenin  fala bu derece yatkın olduğuna bu konuşmalarla şahit oluyordum

Vecdi beylerde havaya girdiler.

Kahve h-falına bakılmasına razı oldular.

 

Yasemin hanım kendine has eda ile başladı fincanı incelemeye.

“Yüksek tepe görüyorum. Çankaya gibi .. Bak bak oraya yürüyorsunuz.

Ancak oraya çıkmak için önünüzde başka yüksek tepeler var onları  da aşmanız gerek” diyerek fincandaki kahve telvesini yorumladı.

Vecdi bey bir daha umutlandı.

Ancak Abdullah Gül, engeline takıldı.

Koca koca adamlar, makam önlerine serilince bir başka oluveriyorlar.

…………….

 

Milli kültürden iz nerde

 

 

Mamak belediyesine geldik.

Görevliler eski vekili tanıyor.

Öbür kapıda vatandaşa kimlik vs diye kök söktürülürken  bu kapıda  tanıdık olunca

Ne kimlik ne de başka şey.

Vatandaşa set olanlar burada itibarlılara post oluveriyorlar. İnsana değil, kalıba, kıyafete, görüntüye verilen değere, alçalmalara şahit oluyoruz.

Bina büyük.

Modern yapılmış.

Gazi Şahin yaptırmış. Ancak bu seçimde Elmadağ’ında zor yer bulmuş.

Bina ya çok para harcanmış ancak kimliksiz, kişiliksiz.

İnsan kendi kültür değerlerini yansıtacak en ufak bir iz bulamıyor.

Seçimlerde sizdeniz diye gelecek, milletin na mütenahi imkanlarını  taşa toprağa, kuma, demire çimentoya gömeceksiniz.

Miletlin kültüründen, kâinata bakışından hiçbir yansıma yaptırmayacaksınız.

Yazık çok ama çok yazık.

………….

 

Server Vakfındayız.

Orada bir dergi çalışması yapıyorlar

Çalışmanın öncülerinden Salih ve İbrahim beylerle konuşuyoruz.

Dergi çalışmalarından, kültür konularından bahsediliyor.

Bana da yaptıkları bir dergi vermek istiyorlar.

Fakat derginin ismi?

Yayıncıları milli kültür ocağında pişmiş, milletin geleceğine, gençliğin fikri şekillenmesine dair söyleyecek sözleri var.

Var da..

Milli kültür açısından bir duruşları da olamamalı mı?

Derginin simi,  bırakın münevverler arasında her hangi bir Anadolu kahvehanesinde  söylense milletin yüzü kızarır.

Bu nedenle , önce siminizde meymenet yok.

Bunu götürüp kütüphaneme koymaya hicap duyarım.

Ankara Büyük Şehir belediyesi, halktan aldığını halka vermek ve rehabilitasyon açısından çok büyük hizmette bulunuyor.

O hizmetin verildiği yerlere konan isim, rezalet.

O yüzden ben oralara “Aile Merkezi” diyorum, diyerek dergi ikramlarını çevirmek durumunda kaldım.

Milletimiz neyin nerde konuşulacağını bilir. Bazı kelimeleri özel yerlerde kullanır.

Biz ne yapıyoruz?

Hem de  resmi isim verdikleri için Körpecik ağızlarda  mahrem sözcükler dolaştırılıyor.

Tertemiz sıcak aile yuvasından çıkan su gibi  saf Anadolu çocuklarının karşısına “Aile …. merkezi” levhası dikiliyor, beyinlere pespayelik nakşediliyor.

Dergi çıkarıyoruz . Adı “Edebiyat bilmem nesi”

Arkadaş “ Edebiyat Meydanı “de, “Edebiyat ocağı” başka şey de. Kökümü kesildi güzelim Türkçenin.

 

Yıllar yılı Ecevit’in sanristçe  uydurukçasına direnen millet, belirli imkanları ele  geçirince ne oldum delisi mi oldular ki, hassasiyetleri uyuştu.

 

 

Mamak’a belediye sarayı yapılıyor, Hem de Milli Görüş geleneğinden gelenlerce..

Kimlik ve kişiliksiz ucube bir yapı.

Ankara Büyük Şehir Belediyesi Belediye iyi hizmet üretiyor. Hizmet verdiği alanın ismi rezalet.

Aydınlar yön verme adına dergi çıkarıyor ismi garip

Hiç omurgamız, duruşumuz olmamalı. Yapılanı kabullenerek madem bizimkiler öyle münasip görmüş diye kabullenelim mi?

Neyse ki muhataplarım ince ruhlu insanlardı da anlayışla karşıladılar.

 

NE OLUYORUZ?

 

 

Bir  ”tele kulak “ yaygarası aldı gidiyor.

Memleket çalkalanıyor, devlet yapısı  “tele kulakla” sarsılıyor.

Sokaktaki vatandaş tedirgin.

Bir arkadaş hastalanmış.

Bırakın konuşmayı.

“Artık yemeye içmeye dikkat ediyorum.Her getirileni yemiyorum.Allah günah yazmasın çöpe atıyorum.

Yiyeceklerle adamı yavaş yavaş öldüren, sakat bırakan  virüs, mikrop veriyorlarmış. Gelen gideni eledim. Herkesle rahatça görüşmüyorum.

”diyor.

Ne hale geldik.

Nasıl olmasın ki

Hakimler;” Bizi dinlediler” diyor.

Bir başkası dinlenenler hakim kararı ile gerekçesini sunuyor.

Başvekil “Bende dinlendim” demez mi?

Bir bakan , Hem de adaletin başına geçirilen kişi, -Anadolu şehirlerinden birinde ismi cismi bilinmezken-  “İl Başkanı idim. ABD’li konsolosluk görevlileri ile konuştum. O konuşmayı bana dinlettiler” diyebiliyor.(Acaba, siyaseten yükselmesinde o konuşmanın tesiri olmuş mudur?.. Olmuşsa orası daha vahim ya)

Kurumların birbirini dinlediği söyleniyor.

Öyle bir hal almış ki sokaktaki vatandaş da dinlenip, izlendiğini söylüyor.

Panik ve korku memlekete hakim. İnsanlar belli yerlere ulaşmışsa  konumlarını yitirmemek için en yakınları ile bile görüşmüyorlar.

Angaraya son inişimde Adliyeden  birlikte çıktığımız, siyasetçi ve dava vekili “Şu an bizi de dinliyor olabilirler” diyor.

 

Diyorum ki hiç önemli değil.Dinlesinler.

Belki öğrenecekleri vardır.

Eskiden gazetecilik yaparken telefondaki muhatabıma, acele etme. Yavaş yavaş anlatıyorum. Belki de arkadaşlar not alırken zorluk çekerler.

Notlarını tam alsınlar. Sıkıntı yaşamasınlar. Arkadaşlar bilmiyorsa öğrenirler diye  söze başlayıp. Tane tane anlatırdım.

Dinleseler ne olur dinlemeseler?

Siz doğru oldukça neden korkarsınız*

Evet..

Kamu imkanlarını kullanırken.

Siyaset yaparken.

Eşiniz, arkadaşınız, aileniz için konuşurken doğru olacaksınız.

Heç bi şey olmaz.

“Telekulakédan korkanlar, birde milletten, Allah’tan korksalar işler daha doğruya  gider.

Eski dönemlerde  ilahi mesaj gereği, her şeyiniz kayda anlıyor. Zananı gelice hesaba çekileceksiniz. O kayıtlar tek tek önünüze gelir” dendiğinde dudak bükenler.

Bunlar uydurma diyenler.

Şimdi “Telekulakla” neden paniklediniz…

İnsan oğlu, basit metotlarla sizi izlerde Kainatın yaratanı boş mu bırakacak??

 

………..

ESNAF

 

Ulus, Kızılay mıntıkalarını dolaştım.

Necati bey, Sakarya caddelerini turladım.

Balıkçıoğlu, Menekşe, Ülküalan gibi köklü çarşılara göz attım

Eski tanıdık simalar kaybolmuş.

Yerlerine gelenler,  türedi cinsinden “resmi esnaf.”

 

Zira Angara’da esnaf yapısı da değişmiş.

Hem esnaf hem kimyası değişmiş

Kalanlarda yıların yükü ile değişmiş.

Esnaf, diğerkamdı.

Esnaf güler yüzlü idi. Esnaf, insana yine gelmesi gereken kişi diye bakardı.

Onu varlık olarak görür, birlikte yaşayacağını, birlikte var olacağını bilirdi.

Şimdi cebindeki parayı almaya bakıyor.

Para olarak görüyor.

Çoğu da zaten parayı görmüyor.

Vatandaşın plastik kartlarına değer verip otak olduğu banka ile karını bölüşüyor.

Esnaf, yüze gülmüyor. Yüzü gülmüyor.

Sattığı malına sahip çıkmıyor.

Eskiden malına sahip çıkar, müşteri memnuniyetini sağlardı.

Şimdi ise bir çokları  hukuksal kazanımlara rağbet ediyor. Vatandaşı zora itiyor.

Yerinde kalan  can çekişiyor.

Sermaye edinip gidenler plazalara taşınmış.

Ancak ne plazalardakiler nede yerinde kalıp hasiyet mücadelesi yapanlar memnun.

Zira “Angara, avm denen bu kadar sayıdaki plazaları kaldırmaz “diyorlar.

Umutla, heyecanla plazalara gömülen sermayeler uçmak üzere. Çünkü birçokları boşalıyor.

Bazı akıllı davrananların yaptığı gibi, esnafın yükü azaltılmaz ise bir esnaf kepenk kapatınca onu diğerleri takip ediyor. Panik, plazaya kilit vurduruyor.

 

 

 17 Kasım 2009

8/11/2009

Helal Sana Mümtaz

Free Web Counter<_script /><_script />
Free Web Counter

Aferin bizim Mümtaz'a...
Neden derseniz  http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12887849.asp?yazarid=249&gid=61 adresindeki İLAHİ AğDALET simli makaleyi birlikte okuyalım.
...........


8 Kasım 2009

Yılmaz ÖZDİL

 yozdil@hurriyet.com.tr

 


İLAHİ AğDALET


AKP Çorum milletvekilimiz, Meclis berberinde istenmeyen kıllar için ağda yaptırırken, kulağı uf oldu, cartt diye çekerlerken, derisi soyuldu... Çorum’un leblebisinin meşhur olduğunu biliyordum ama, Çorumluların kulağına ağda yaptırdığını bilmiyordum doğrusu... Dolayısıyla, tıraştırmacı gazeteci olarak bu vahim olayın peşine düştüm.

*

Hadise şu.

*

Efendim, TBMM’nin emektar bir berberi vardı, Hüseyin Şenol, demokrasimizi 30 senedir o tıraş ediyordu; saç 3 lira, sakal 1.5 lira, saç-sakal 4 lira... E dışarda saç-sakal en az 20 lira olduğu için, vekillerimiz TBMM berberinde kuyruk oluyordu... Memleketimizin bu en önemli sorunu için TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda yapılan müzakereler neticesinde, oybirliğiyle, berber kadrosunun derhal takviye edilmesi kararı alındı.

*

O dönem, TBMM Başkanı Mustafa Kalemli... Milletin parasıyla, tanesi 4 bin 800 dolardan İtalyan firmasına 575 tane ceylan derisi koltuk yaptırtarak, vekillerimizin popo sağlığını halleden TBMM Başkanımız, berber kadrosuna yapılacak mühim atama için, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’la istişarelerde bulundu. Başbakanımız, TBMM Başkanımızı, “Sen bu konuyu Berna’yla bi konuş” diyerek, eşine yönlendirdi... Bunun üzerine, TBMM Başkanımız, Başbakanımızın eşi Berna Yılmaz’la istişarelerde bulundu. Berna Yılmaz’ın basına kapalı görüşmelerde TBMM Başkanımıza ne dediğini bilemiyoruz tabii ama, neticede, Başbakanımızın küçük oğlu Hasan’ın berberi Ahmet Bulut, TBMM berberi olarak işe alındı.

*

Böylece, TBMM berberinde Hüseyin’le Ahmet koalisyonu kuruldu. Hüseyin’in tek başına iktidarı sona ermişti ama, fiyatlar aynı kalmıştı. Orduevlerindeki tıraş tarifesi daha da ucuz olduğu için, asker bu iktidar değişikline ses çıkarmadı. Saç 3 lira, sakal 1.5 lira, saç-sakal 4 lira, uyumlu şekilde demokrasi tıraşına devam ettiler... Taa ki, 2003’e kadar.

*

AKP hükümet oldu, sakal tıraşı azaldı, işler kesatlaştı. Ama, TBMM berberinde kaosa yol açan değişiklik sadece bu değildi... AKP baktı ki, bürokrasi direniyor, bürokrasideki istenmeyen kılları temizlemek için zart diye kanun çıkardı, kamudaki emeklilik yaşını 65’ten 61’e indirdi... Bürokrasiyi sinekkaydı hale getiren hesapsız kitapsız bu kanun değişikliği, en büyük darbeyi TBMM berberine vurdu maalesef... Çünkü, emektar berber Hüseyin, 63 yaşındaydı. Berber sayısı gene 1’e indi. Gene kuyruklar oluştu. Memleketimizin
bu en önemli sorunu için TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda yapılan müzakereler neticesinde, oybirliğiyle, berber kadrosunun derhal takviye edilmesi kararı alındı.

                                                                 *

O dönem, TBMM Başkanı Bülent Arınç’tı... TBMM Başkanımız, berber kadrosuna yapılacak kritik atama için, “Gideyim de, Başbakan’a sorayım” demedi. AKP’nin ağır topu olduğu için, istişarede filan bulunmadan, kafadan, kendi özel berberi Mümtaz Aslan’ı işe aldı.

*

Böylece, demokrasiyle sandığa gömülen Hüseyin evine gönderildi; TBMM berberinde ANAP’lı Ahmet’le AKP’li Mümtaz koalisyonu kuruldu. Artık jilet bile daha pahalıydı ama, fiyatlar aynı kalmıştı. Saç 3 lira, sakal 1.5 lira, saç-sakal 4 lira... Arınç’ın her şeyine karşı olan asker, orduevlerindeki fiyat tarifesini göz önüne alarak, muhtıra verilmesinin yanlış olacağı kanaatine vardı. Demokrasi tıraşı uyumlu şekilde devam etti.

*

Gel gör ki, iktidar gücünü arkasına alan Mümtaz, havaya girdi, kaş yapayım derken, kıl çıkarmaya karar verdi; kulağa ağda uygulaması başlattı. Üstelik, bedavaydı. Evet, bedava... 4 liraya saç-sakal olana, avantadan ağda yapıyordu. Dokunulmazlıklarına dokundurtmayan vekillerimiz, bu demokratik imkândan faydalanmak için, kulak memelerine dokunmasına izin verdiler. Mümtaz başladı dokunmaya... Yılbaşından bu yana 2 bin 500 kulağa ağda yaptı. Isıtıyor, yapıştırıyor, cart diye çekiyordu. Vekiller “Yandım anamm!” diye bağırınca, Meclis muhabirleri koşuyor ama, demokrasinin nimetlerinden faydalandığı için, kulakları kıpkırmızı gülümseyen vekillerimizle karşılaşıyorlardı... Taa ki, geçen
haftaya kadar.

*

Mümtaz ağdayı yapıştırdı, cartt diye çekti, kıllarla beraber, AKP Çorum milletvekilimizin derisini soydu, çıkardı! Bi ara “Kulak koptu, ambulans çağırın” diye telaş oldu ama, neyse ki, kulak yerindeydi... Çorum milletvekilimiz “Kulağım yerinde kaldı ama, bu Mümtaz’ın yanına kalmamalı” dedi, TBMM Başkanlığı’na dilekçe yazarak, şikâyetçi oldu, TBMM Başkanlığı bu dilekçeyi derhal TBMM Başkanlığı İç Hizmetler Müdürlüğü’ne havale etti, TBMM Başkanlığı İç Hizmetler Müdürlüğü derhal tıraştırma açtı, normalde Mümtaz’ı derhal kapının önüne koyarlardı ama, Bülent Arınç’tan tırstıkları için, Mümtaz’ın savunmasını isteyip, uyarı cezası vermekle yetinildi.

*

Meçhul subaydan gelen “Kulağa ağdayı Albay Çiçek yaptı” şeklindeki mektubun yandaş basına sızdırılmasına; saç-sakal 4 lira uygulamasının devamına, kulağa ağda uygulamasının ise, antidemokratik bulunduğu için, durdurulmasına karar verildi.

*

Bilmiyorum, olaya bi açıklık getirebildim mi... (Albay Çiçek bölümü hariç, olaylar ve insanlar gerçektir...) Hadi cümleten hayırlı tıraşlar.

 Kaynak:
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12887849.asp