23 05 2017

Kim Kimi Yargılayacak?

Kim  Kimi Yargılayacak? |  görsel 1

Kim  Kimi Yargılayacak?   15 Temuz darbesini yapan “Yurtda Sulh Konseyi “  nihayet mahkeme önüne çıkarılaya başlanış..! Ziya Paşa merhum; “ Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde ” diyor. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz’ün imza koyduğu “Bilinmeyen Osmalı” kitabının tanıtımı yapılıyor. EGO, Sponsor... Davet etmişler gittik.. Yemekli,tanıtımın yapıldığı salona vardığımızda ön masalar “protokol”diye ayrılıp, oturacak olanların isimleri masalara konmuş. Eee içeri girenler “Deli- Divane “olunca. İstediğimiz masaya geçip oturduk. Gariban “görevliler”  gelerek  ezile büzüle; - “Efendim, bu masa  . şey.. “Protokole ait”   demeye çalıştılar.. Ama karşılarındakiler.. Hüseyin Üzmez... Selami Çekmegil.. Ve Necati Çavdar..... Üzmez, “Biizm olduğumuz yerde protokolda, portakalda olmaz” demez mi? Yapacak bir şey yok. Geçip  saç yağı şeklinde oturduk.. Önümüzdeki iismleri yan masalara attık Biraz sonra da diğer isimleri yazılı kişiler.. Bülent Arınç. Mehmet Elkatmış ve diğerleri.. Herkes yerini alıp da “merhaba “lar dönemi geçtikten sonra. Selami Ağbi, bana bakarak hem işaret ediyor hem de; -         “Necati,  Hüseyin Ağbi ne diyordu?” Diye sorarak  lafı açmamı istiyor..   Ben yanımda oturan Mehmet Elkatmış’a  nezaketen duymmazlıktan gelerek  oralı olmuyorum.. Fakat, Selami ağbi ısrralı.. Bu ısrar üzerine Hüseyin ağbi, “Yahu ne  öyle kaş göz ediyorsunuz?  Açık söyleseniz ya...  ... Devamı

23 05 2017

Kim Kimi Yargılayacak?

Kim  Kimi Yargılayacak?   15 Temuz darbesini yapan “Yurtda Sulh Konseyi “  nihayet mahkeme önüne çıkarılaya başlanış..! Ziya Paşa merhum; “ Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde ” diyor. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz’ün imza koyduğu “Bilinmeyen Osmalı” kitabının tanıtımı yapılıyor. EGO, Sponsor... Davet etmişler gittik.. Yemekli,tanıtımın yapıldığı salona vardığımızda ön masalar “protokol”diye ayrılıp, oturacak olanların isimleri masalara konmuş. Eee içeri girenler “Deli- Divane “olunca. İstediğimiz masaya geçip oturduk. Gariban “görevliler”  gelerek  ezile büzüle; - “Efendim, bu masa  . şey.. “Protokole ait”   demeye çalıştılar.. Ama karşılarındakiler.. Hüseyin Üzmez... Selami Çekmegil.. Ve Necati Çavdar..... Üzmez, “Biizm olduğumuz yerde protokolda, portakalda olmaz” demez mi? Yapacak bir şey yok. Geçip  saç yağı şeklinde oturduk.. Önümüzdeki iismleri yan masalara attık Biraz sonra da diğer isimleri yazılı kişiler.. Bülent Arınç. Mehmet Elkatmış ve diğerleri.. Herkes yerini alıp da “merhaba “lar dönemi geçtikten sonra. Selami Ağbi, bana bakarak hem işaret ediyor hem de; -         “Necati,  Hüseyin Ağbi ne diyordu?” Diye sorarak  lafı açmamı istiyor..   Ben yanımda oturan Mehmet Elkatmış’a  nezaketen duymmazlıktan gelerek  oralı olmuyorum.. Fakat, Selami ağbi ısrralı.. Bu ısrar üzerine Hüseyin ağbi, “Yahu ne  öyle kaş göz ediyorsunuz?  Açık söyleseniz ya...  ... Devamı

14 04 2017

“ÜÇ” Olay 41 kere Maşallah.....!

“ÜÇ” Olay  41 kere Maşallah.....! |  görsel 1
“ÜÇ” Olay  41 kere Maşallah.....! |  görsel 2
“ÜÇ” Olay  41 kere Maşallah.....! |  görsel 3

“ÜÇ” Olay 41 kere Maşallah.....!   Milletimizi ilgilendiren sosyal ve siyasal anlamda etkileyen/sarsan/saran  “üç hadise” var. Aradan epey zamn geçti. Elbette her biri hatırlanırda.. Bunlar arasında sanki yıllar var gibi düşünülür.. Oysa hiç de öyle değil.   APO , GELDİ/GETİRİLDİ Önce Beka vadisinde sonrada Suriye’de yuvalanan  Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdüllah Öcalan; 13 Şubat 1999 tarihinde, ayrıntıları hala pek bilinmeyen olan operasyon sonucunda Kenya’da yakalanıp 15 Şubat’ta Türk güvenlik görevlilerine teslim edildi. 16 Şubat 1999 tarihindde  sonradan Ergenokon (Balyoz iddianamesi) sanığı  olarak  “tutuklu “ iken MHP den “Vekil” sıfatı verilen Engin Alan’ın  komutanlığında “Bordo Bereliler”  tarafından bir zamanlar Demirel’in sağ kolu olan  Cavit Çağlar’ın  özel uçağı ile  Kenya'dan Türkiye’ye getirilen Öcalan İmralı Adası’ndaki cezaevine yerleştirildi.   İktidarda Demirel’in ikramı   ile sadece 60 milletvekiline sahip azınlık hükümeti olarak  Mustafa Bülent Ecevit oturuyordu. 18 Nisan 1999 da genel seçimler yapılacaktı. Fethullah gülen o seçimde Ecevit’i destekliyoırdu... Seçim onuçları üzerine açıklama yapması  için  Ecevit beklenirken  Genel Merkezde DSP ileri gelenlerine Fethullah , Huf deyip üfledi. Yükseldiniz. Ya Hüfff diye içeri çekseydi, haliniz nice olurdu?” diyordum. Mustafa  Bülent Ecevit'in başbakan  koltuğuna oturtulduğu  56. hükümet döneminde, PKK'nın elebaşısı Abdullah ... Devamı

15 01 2017

Dünya, "üç DELİ"ye kaldı

Dünya; Üç "DELİ"ye kaldı. Potin, Turp  ve ............. Allah sonumuzu hayreyleye.... Deliler karşısında akıllı apışır kalırmış. Deli deliyi görünce de Taşı eline alırmış.. İnşallah hayırlı olur..   14 Ocak 2017 Cumartesi  Ahimesut/Alsancak... Devamı

01 01 2017

SORUMLUSU OLMAYAN SORUMSUZ “İŞ”LER. Ve “KINAMALAR” gına getir

SORUMLUSU OLMAYAN SORUMSUZ  “İŞ”LER. Ve   “KINAMALAR” gına getirdi Hırant dink, hedef..  Ama O’nu koruma. Dönemin en muhalif sesi Cumhuriyet gazetesi hedef... Koruma Selimiye kışlası, karşı mezarlıktan topa tutulsun.. Sen sadece seyret. Olaylar olunca sorumluluk duyma ..Saldırıları kına .. Makamın da tatlı tatlı otur, mesaj yayınla. ............ Haydi öncesini bilme, duyma, görme . Hiç ama hiç tedbir alma..   Resmi makamlarda dizin dibinde, gözün önünde mesajlaşıp plan proje yapsınlar, sen onları ebesiyle dedesiyle “çetleşiyor” say.. İstanbul'u, tanklar çevrelesin. Bunula kalmayıp, Köprüye yürüsün. Haberin olmasın. Angara’da 30-35 km den Zırlı birliklerden sabah saat 9.45 de çıkan tanklar Angara'ya yürüsün, gece faliyete geçsin.. Hiç ama hiç fark etme... Angara daki “terör”  saldırıları hiç ama hiç duyma, görme.. Elçi, gözün önünde kurşuna dizilsin haberin, ucarın olmasın.. Sadece kınama yap.. Emniyetin, Mit’in Valin hala makamlarda keyif sürsün. Sen hala kınamalarla, zırvalarla vakit geçir.. Hiç ama hic bir yetkili işin sahibi olmasın, sade vatandaş gibi olayları uzaktan seyretsin. Hatta... Dünyanın en vahşi, en rezil “Darbe” kalkışması  olsun.. Millet, derhal  buna karşı çıksın.. Ama sen...Ortalarda görünme.. Ben valiyim.. Ben kaymakamım Ben belediye başkanıyım Ben milletvekiliyim Ben profum. Ben genel ya da bilmem ne müdürüyüm..Bi şey başkanıyım.. Ben hakimim, ben savcıyım Ben kamu yetkilisi ya da sivil toplum - hükümet temsilciisyim- diye bulunduğun yerden o... Devamı

16 12 2016

YAZ “TARİH”, YAZ.!

YAZ “TARİH”,  YAZ.! |  görsel 1

YAZ “TARİH”,  YAZ.! Yandaş ve yalaka medya;  Kaçışı, teslimiyeti ZAFER diye yutturur. Kökü dışarda “Düşman medya”da;   Yabancı işgali;  “KURTULUŞ- ÖZGÜRLEŞTİRME”  diye verir. Fakat sen  HAKİKATİ yaz. Filistin ve tüm Suriye’yi düşmana  bırakarak;  5 Ekim  1918 de  Halep’e  konuşlanan orduyu 28 Ekim 1918  de Halep’i terk ederek kuzeyine çekilmek suretiyle düşmana teslim eden Mustafa Kemal ‘den sonra .. 15 Aralık  2016 da mazlum- madur, harabe olan Halep’i  RUS ve İRAN’a teslim ederek - MUZAFERCE-çıkış müzakeresini yürüten;   Tayyip Erdoğan’ nı YAZ... Dün;   güney cephemizden çekilen/kaybeden den  KAHRAMAN oluştruldu. Bu gün de ülkeye lazım gelen yeni “Milli  KAHRAMAN”  niçin olmasın? ............. Oysa ABD, peşine takılarak  ŞAM’da kısa zamanda CUMA NAMAZI eda edecektik. Erdoğan'dan önemli mesajlar: “En kısa zamanda Şam'a gideceğiz. Emevi Camisi'nde namaz kılıp, Suriyeli kardeşlerimizle kucaklaşacağız.” 5 EYLÜL 2012 TAYYİP ERDOĞAN: "İnşallah en kısa zamanda Şam'a gidecek, kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. Selahaddin Eyyubi'nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camii'nde namazımızı da kılacağız. Bilali Habeşi'nin türbesinde, Süleymaniye Külliyesi'nde kardeşliğimiz için dua edeceğiz. O gün de yakın..." Esad: Halep, Erdoğan'ın düşlerine mezar olacak ......... Halep yandı, ben yandım Halep ağladı, ben ağladım O yok oldu, ben kahroldum http://sairinyeri.blogspot.com.tr/…/halep-yand-ben-yandm.ht… ...........   Bu gün CUMA.. ... Devamı

11 12 2016

TERÖR Kılıfında Gayri NİZAMİ HARP

TERÖR Kılıfında Gayri NİZAMİ HARP |  görsel 1

  TERÖR Kılıfında Gayri NİZAMİ HARP   Bu "terör" dedikleri ne?  Boyları ne kadar . Ne yer ne içerler...  Adları, sanları var mıdır?  İnsan mı başka şey mi?  Kınayınca yüzleri kızarıp, yapacakları kötülükten vaz geçerler mi?  Bu ne ise söz de etkili ve de yetkililerin sanal alemde cıvıldamasına(twit), basın, yayın organlarında boy göstermelerine, adresi belirsiz yerlere masaj yapmalarına vesile olan ortakları mıdır?  Hakikaten terör nedir?..  Bunun adı, adresi, gücü ,kuvveti, besleyeni, barındıranı, azmettireni, yol vereni,taşıyanı, koruyanı yok mudur? Bu TERÖR değil Gayri Nizami Harptir Kimse kimseyi kandırmasın Olay; adı sanı belli olmayan meçhul ve muhal ; TERÖR değil Ülkemizi iktisaden, siyaseten çökertmek, sıkıntı içinde içeri hapsetmek için Kimi zaman ; taşarön örgütlerin Kimi zamanda bireysel, olarak hangi gaye için olduğunu bilmeyen biçarelerin kullanıldığı Ama açıkça adı konmamış Gayri Nizami Harptir Arkalarında mutlaka ülkemiz, siyasal iktidarlar,ekonomimiz ve insanımızla hesabı olan ülkeler vardır Bunlar, olay sonuçlarında çok kere meçhul TERÖR kınamaları ile timsah gözyaşı dökerler. Ya kendi gizli servislerince yaptıkları eylemleri başkalarına yıkarak kendilerini gizlerler Ya da.. Büyük Ermenisten, Büyük Küristan diyerek Siyasal, çorafi alanlarla hedefler koyarak ASALA; PKK, YPG gibi yapılar oluşturup  Bereketli Hilal’e el koymak üzere gizli ve açıkça katilleri  kullanıp onları masum gibi gösterip beslerler, barındırırlar Silah, iaşe imkanı tanırlar. Kimi zamanda diğer örgütler eliyle üstü kapalı ... Devamı

02 10 2016

Yapmayın; Yazıktır

Yapmayın; Yazıktır |  görsel 1

Bir “ikinci darbe”  diye tuuturdular..  Evet zannediyormusunuz ki  darbeler biter. Elbette bitmez. Darbe heveslileri de Drabe  teşvikçileri de bitmez. Ancak, uyanık ve güçlü olursanız hevesleri kursaklarında kalır. Ertelenir.. Düşünce planında durur. Planlar arşive alınır. Ama bitmez. Hele hele Soroz’un yemlediği başta AKP içindeki  kişi, kurum ve kuruluşlar var oldukça  darbe  hep  canlı tutulacak, her daim  ihtimal dahilinde olacaktır. Bu durum bilindiği halde  Birileri  bir  matafmış gibi  “ Darbe” deyip duruyor. Belliki hükümete, millete göz dağı veriliyor. Bedel isteniyor. Buna da AKP’nin  yayınorganı/sözcüsü konumundaki  “Yenişafak” denilen mevkutenin çanaktutması  enteresan.. Daha ilginci de  devlette  güya söz sahibi olan kişilerin yorumlarıyla katkı verip, prapaganda yapılmasına vesile olması.. Biz yıllar önce  daha evel  palanlarında  eşbaşkan/ortak/rol-model gördükleri Tayyip Erdoğan’ın üstünün çizildiğini ,  istenilen çzigiye gelmemesi halinde  hemde asker potalı ile ezileceğini deklara ettikleri  şu aşağıdaki resmi/ karikatürü  Siyonit medyadan   alıp yayınladık. Ama bizi es geçenler, sesimizi kesenler.. Üstümüze çzigi çekenler görmedi, ilgililere de göstermedi. Hoş darbe  olacağını şöyle dursun darbe günü sabahın  9,45 de kuluk vakti tankların Angara’ya  yürüdüğüne bizzat şahit olan biri olarak gördük ki harekete geçen ussurları da ilgililerden haberdar etmemişler. Şimdi “benim kilidim”, “Kilit ile”&nbs... Devamı

16 08 2016

“Tün-aydın..!”

Bir dilin gelişmesi tabi seyri içinde olmalı.  Gelişen teknoloji çerçevesinde milletin ihtiyaçlarını karşılamak için yeni kelimeler  dile   kazandırılır, kazandırılmalı. Fakat dilin tabi kuralları da zorlanmamalı.  Böyle ihtiyaçtan doğan ve dilin kurallarını zorlamadan yapılan eklemeler olursa elbette güzel olur. Ancak zorlama, dayatma çabalar dilin bozulmasına yol açar. Kuşaklar arası derin uçurumlar oluşur. Millet;  yakın geçmişteki üretimleri bile anlamaz olur. Dil yozlaşır. Maalesef Türkçemiz bu saldırı ile karşı karşıya.   Milletin irfanından ve bağlı olduğu kültür değerlerinden üretilen, bin yıldır kullanılan kelimeler yerine  “dayatma” kelimeler üretildi. Bunlar millete dikte edildi. Hayırlı sabahlar yerine “günaydın” İyi akşamlar anlamına “tünaydın”.  “Hayat” yerine bilmem ne edepsizliği… ………. Kimi türedi kelimeler, ilerilik ölçüsü diye sunuldu. Aşağılık kompleksine kapılanlarda bu tuzağa düştü. Angara’dan köyüne giden genç, kendini “şeherli”, ilerici  gösterecek  güya “köylü”, geri olan ebesiyle aradaki farkı ortaya koyacak   ya..  Sabahleyin karşılaştığı ebesine, “Günaydın”der. Ebesi de  o tertemiz Anadolu insanı saflığında torun; atı, eşeği ya da buzağıyı soruyor diye “Yavrum Vallahi hiç görmedim. Belki dama girmiştir. Oraya bakıver “der.. O türedi kelimeler; ilericilik, gericilik, çağdaşlık vs ölçüsü olarak kuşak çatışmasının aracı olarak sunuldu. Toplumda  ayrışma  ve üzüntü aracı olarak ... Devamı

26 07 2016

15 Temmuz'un Bir

  15 Temmuz'un Bir "Dolarlar"ı ne "İŞ"       15 Temmuz darbesini yapan çetelerde bir USA DOLAR'ı çıkmış ..   Bunu paylaşarak sırını arayan kimileri de simalar cönkünde paylaşınca şöyle yazdım:   "saklayın   Amerika; ilerde çok para verir...   Çünkü ; Başvekil Musadık 'ı deviren dolar, Tayyip beyde çuvalladı.   Tabi başvekil Musadık da kim diyenler olacak.   Şayet bilenler fazla olsaydı, Amerika bu numaraya yeniden yatmazdı"   Fakat, Musadık'ın devrilmesinde de rol oynayan DOLAR için yazdıklarımıza bazı yanlış anlamalar olmuş. /////////////////////////////////// "Muhammed Musaddık (Bu ses hakkında Mossadeq (yardım·bilgi) Farsça: محمد مصدق) (d. 16 Haziran, 1882; Tahran, İran Şahlığı, ö. 5 Mart, 1967; Tahran, İran Şahlığı), İran'daki İngiliz petrol tesislerinin millileştiren ve başbakanlığı sırasında (1951-1953) Şah Muhammed Rıza Pehlevi'yle büyük bir iktidar çekişmesi içine giren İranlı siyasi önder. 1951 yılında İran Başbakanlığına geldi ve 1953 yılında darbe ile görevden uzaklaştırıldı."https://tr.wikipedia.org/wiki/Muhammed_Musadd%C4%B1k Wikipedia kısaca böyle anlatıyor, Muhamed Musadık'ı Bazı dostlar, anlat; bu DOLAR "iŞ" ini der. Anlatalım, efendim... - Batı daki Türk hakanlığı Osmanlı, işgallerle boğuşup kendi derdi ile uğraşırken - Fars ırkçısı - Rıza şah , isminde bir darbeci,- ingiliz ve Rusların yarı sömürgesi durumundaki İran'a bile razı olmayarak - 1921 de İngiliz desteği ile İran'daki son Türk Hakanı Ahmet Şah Kaçar'ı devirerek yönetime gelir. Ve 192... Devamı

06 05 2016

“Şeyhin” Kerameti ve “ Şehrin delisi”

 “Şeyhin” Kerameti ve “ Şehrin delisi”   Evvel zaman içine kalbur saman içinde develer tellal iken bir memleket varmış. Ora da   önce kral…Önce devlet..   Halk;  hükümdar için gerek diye “hukuk” üzere iş yapan nice devletler saman alevi gibi yükselip çabucak batmış. Ancak “İnsanı yaşat ki, devlet var olsun “diyen ”   “adalet “ üzere iş yapan iki devlet altı yüz yıl hüküm sürmüş. İzleri, izlenir.. Adaleti özlenir olmuş. Sonraki ise Hak üzere olduğunda; Devler ülkesi; Kafkaslar.. Siyah ademler ülkesi; Afrikalar.. Çöller bayırlar ülkesi;    Cin-ü Maçin’ine kadar, Dünyanın damı, kıtalar anası  Asya.  Serin sular memleketi Avrupalar .. Akdenizi göl edip Ummanlara açılıp, Cihan kapıları açılmış.  Kendi gitmese de SELAM’ı, barış için yeter olmuş. Kur’an dilini bilmese de Kur’anı en iyi anlar imiş. Erenler derler ki; Ol sebep,  her şeyin sahibi Hüda hazretleri, bütün âlemi İslamı onda cem edip, temsil gücü verdi. Tıpkı modern zamanlarda,  İslam dünyasında zulmün tavan yaptığı anda  ve de şeyhin kapısı dibinde  ekmek  peşindeki  gönlü güzel, gözleri çakmak çakmak  bir muhacir  gencin -  sanki ötelerden haberi var gibi  - dilinden düşen; “ Orada herkes kavga ediyor. Kavganın en az  yüz tane  tarafı var. Suriye daha da karışacak..  Önce Irak… Sonra Suriye..Ve sonra Mısır , karışacak..Sonunda da  Arap dili bilmeyen bir müselmen millet işe vaziyet edip, hali toparlar. Barış  hüküm  fe... Devamı

19 04 2016

Vatan Hainliği Telafi Edilebilir. Din ve Dile Yapılan İhanetin

  Necati Çavdar 20016 Nisan/Ahimesud Yılar önce; “Yara, Dilim ‘Kuş’atılıyor ana dilim  Yapılmıyor; konuşma, bilim  Türkçe gidiyor; yara, dilim  Birlik, dirlik olur; dilim, dilim” (1)  diye çığlık atmıştık. Kim duya, kim duyura..?   Batı’nın karanlık, İslam dünyasını aydınlık çağlarında Avrupa’da derebeyler vardı. Bunlar kontrol ettiği alanın kanını emerek şatolarına  tıkınıp,  bütün alemi  “şato”  etki alanı.. İnsanlığı da  lütfedip içeri aldığı kimi esaretten kimi  azat kabul etmez gönüllü kölelikten dolayı  orada olanlardan ibaret  sayardı.. Diğerleri ya düşman ya da  “yok” hükmünde idi. Şatolar, surlarla çevrilir,  istenmeden içeri girmek ölümle sonuçlanırdı. Bu gün  günümüz siyasası ve de   “edebiyat”  dünyası da  bu durumda.. Birkaç şato ve birkaç derebeyden  ibaret.. Şayet şatoya girmiş derebeyin kontrolünde isen varsın. Değil isen  zaten “yok”sun.. Senin var olmana; derebeyler, dükalıklara,   şatolara hükmeden, klânlar, sanat ” tanrıları”  karar veriyor.. “En izleksel, öznel- nesnel söylemsel  imgelerle hermetik, tematik, tikel ve tekil … dizinler”  kurar isen;  oldun. Yok .. Milletin sesi, dili, yüreği olur isen yandın, “yok”sun..   ………….. ADALET..ADALET yine ADALET …! Hukuk- adalet… Birinde  kanunilik, gücü elide tutanın hakimiyeti..  Çoğunluğun kararı ve onayı..Diğerinde  hakkaniyetlik, mazlumun hakkının  ... Devamı

05 04 2016

Yüksek ruhların, mabedi yücelerdedir. Alçak ruhların ise sarayla

Yüksek ruhların, mabedi yücelerdedir. Alçak ruhların ise sarayla |  görsel 1

    Yüksek ruhların, mabedi yücelerdedir. Alçak ruhların ise sarayları …   Necati Çavdar – Ahimesud/Angara 4 Mart 2016     Bilal Sürgeç bey tarihimize, irfanımıza ışık tutan “adam”lardan bir “adam”dır. Zaferlerimizi  Yenilgilerimizi, Sevinç ve  hüzünlerimiz sebep- sonuç ilişkisi içinde  “Millet” hafızasından  silinmesin diye yeni neslin,ilgililerin dikkatine getirme çabasında.. ….. Her türlü “Sanat”.. Mimari, inşanın mutlaka insan anlattığı değerler vardır. İnsanı etkileyen bir ruhu vardır. Zira o tür eserler; eseri meydana getiren toplumun, eser sahibinin ruhunu yansıtır. Ruhundan, köklerinden bir şeyler taşır. Tabi anlayana.. Zira eser içinde nice sırlar yüklüdür. Bu günün insanı daha çok “tüketim” aracı olarak görse de  sanat, estetik değerlerde durum budur. Mimari ve inşa da bu vaziyetten öte değildir.   Bilal bey, 2 Mart 2016  cumartesi günü kendi  Simalar cönkünde (facebook)  Ayasofya ile  Kiev büyük Prensi Vladmir,   adına yapılan heykel resmi ile  paylaştığı bir  yazıda  şöyle diyor:   “Rusya'nın Hıristiyanlaşmasını sağlayan Ayasofya’nın görkemli mimarisidir. 1.Foto Hıristiyanlığı benimseyen ilk Kiev büyük prensi .Önce Yahudiliği tanımak istedi. Yahudi bilginleri çağırdı İşte onlar Filistin kökenli olduklarını sonra günah işledikleri için dünyanın dört bir tarafına Allah tarafından cezalandırılıp sürgün edildiklerini söyleyince Vladmir, sizin dininiz iyi olsaydı Tanrı sizi cezalandırmazdı" dedi. Sonra ... Devamı

26 01 2016

BURASI ANADOLU.. İÇ İÇE OLUŞLARIN MEMLEKETİ..

UĞURLAR OLA… 22 Ağustos 1942'de Kırşehir'de doğan Uğur Mumcu, bir dönemin  “sakıncalı piyadesi “ idi.   Uğur Mumcu, işlediği idda edilen suçlar nedeniyle askerliğini er olarak Ağrı'da yaptı. Mumcu, askerlikte ki yaşadıklarını "Sakıncalı Piyade" adlı bir kitapta topladı. Bu kitap, tiyatrolarda oynandı.   Sonra .. İlerici..Araştırmacı-gazeteci sıfatıyla “Büyük gazeteci “ dendi. Ve bir gün  geldi, 24 Ocak 1994'de bombalı bir saldırı ile öldürüldü. Kendisi “yobazların karşısında yer almış” ve "din-politika-ticaret" üçgenini çizen/çözen  kişi olarak “yeşil sermaye” konusunu işlediği gerekçesiyle hemen suçluyu buldular. Olsa olsa “şeriatçılar” özellikle de “İran” parmağı ile öldürüldü propagandası yapıldı.   Toplum o yönde yönlendirildi. Cenazesi için büyük kitleler toplandı. Biz;  “Uğurlar ola uğurlar ola” şarkısı ve “Kahrolsun Şeriat “ evazeleriyle  Ankara’yı inleterek  geçen korteji   “Sol “ tandanslı  ve  SHP’nin Keçiören Belediye Meclis üyesi  Av. Osman, Atilla beylerle  merasim geçişinin en iyi izlendiği noktalardan biri olan Soysal İş merkezinin 4. katından  seyrediyoruz. Cenazeye katılanların bir ucu  Maltepe camine vardı, ama hala  Ziya Gökalp Caddesi, insan seliyle dolu.. Tam o sırada Ezan okundu. O “ Kahrolsun Şeriat” diye Ankara’yı inletilen  sloganlar kesildi. Yanımdakilere dedim ki; “işte Ezan.. Şeriat konuştu. Kalabalıklar sustu.” Evet, Ezan okununca, Ezan’ın ifade ettiği değerlere karşı kışkırtılan kalabalık &l... Devamı

31 12 2015

KORKU "OTORİTENİN KAYBI MI..?"

Hukukçu  ve yazar Selami Çekmegil’in “Kendimizi Tartışmak”(*) isimli katabında “Farklılaşmak Donuklaşmak”, Malatyalı ünlü terzi  ve fikir adamı   Said Çekmegil’in de  daha sonra çıkan  “İman”(**) adını verdiği  kitabındaki  ”Farklılaşmak Şaşkınlığı”nda adlı makaleleri dikkatimi çekti. Elbette baba ile oğul arasına girmek pek doğru olmasa gerek. Mesele barışa varmaksa mümkün. Ancak bu da bizim haddimiz değil.   Bir çok  nesil çatışması görmüşüzdür. Bu “genelde beşeri münasebetlerin  farklı yorumu” ve “gizli  hakimiyet isteğinin açığa çıkması” şeklinde görülüyor. Ancak fikri çatışma çok nadir görülen şeydir.   Fikri çatışma hele de aynı kulvarda koşarken  nefes açacak bir nüans farkı; elbette bir “bilgi”ve “fikri çilenin” ürünü olursa enfes oluyor.   Makalelerin yazarları; sosyal meselelerimize “adam sendee” ve “nasıl gelmişse öyle gitsin,  “dememiş, yaşarken onu deşmenin ve değiştirmenin de  mücadelesine girmiş iki insan. Sezdiğimiz kadarı ile “büyüklere has” bir özellikle,“kendi emeği” ile rızkını kazanırken öbür yanda fikri çileye adanmış ömür. Dünyalığını başkalarının  sırtına yükleyerek çırçır böceği gibi kendi müziğini çalan ama kimseyi bir gram etkileme gücünden  uzak olanlardan azade bilge kişiler...   Babası daha keskince  ve sınırları daha belirgin  bir ekol... Oğul, “Bende varım” deme cehdi içinde, ama babası ile anılan  yakın  çevr... Devamı

31 12 2015

KORKU "OTORİTENİN KAYBI MI..?"

Hukukçu  ve yazar Selami Çekmegil’in “Kendimizi Tartışmak”(*) isimli katabında “Farklılaşmak Donuklaşmak”, Malatyalı ünlü terzi  ve fikir adamı   Said Çekmegil’in de  daha sonra çıkan  “İman”(**) adını verdiği  kitabındaki  ”Farklılaşmak Şaşkınlığı”nda adlı makaleleri dikkatimi çekti. Elbette baba ile oğul arasına girmek pek doğru olmasa gerek. Mesele barışa varmaksa mümkün. Ancak bu da bizim haddimiz değil.   Bir çok  nesil çatışması görmüşüzdür. Bu “genelde beşeri münasebetlerin  farklı yorumu” ve “gizli  hakimiyet isteğinin açığa çıkması” şeklinde görülüyor. Ancak fikri çatışma çok nadir görülen şeydir.   Fikri çatışma hele de aynı kulvarda koşarken  nefes açacak bir nüans farkı; elbette bir “bilgi”ve “fikri çilenin” ürünü olursa enfes oluyor.   Makalelerin yazarları; sosyal meselelerimize “adam sendee” ve “nasıl gelmişse öyle gitsin,  “dememiş, yaşarken onu deşmenin ve değiştirmenin de  mücadelesine girmiş iki insan. Sezdiğimiz kadarı ile “büyüklere has” bir özellikle,“kendi emeği” ile rızkını kazanırken öbür yanda fikri çileye adanmış ömür. Dünyalığını başkalarının  sırtına yükleyerek çırçır böceği gibi kendi müziğini çalan ama kimseyi bir gram etkileme gücünden  uzak olanlardan azade bilge kişiler...   Babası daha keskince  ve sınırları daha belirgin  bir ekol... Oğul, “Bende varım” deme cehdi içinde, ama babası ile anılan  yakın  çevr... Devamı

25 03 2015

"MUHACİR"..!!!

"MUHACİR" Bu gün; Bir Muhacir'i ebedi yurduna yolcu eyledik.. Dediler ki, "Muhacir" Kim değil ki.. Şu krallara iş bulmak gibi bir gaye ile parsel parsel bölünen dünya.. Sınır sınır ayrılan insanlar/insanlık.. Daha dün aynı memleketin insanı, aynı devletin tebaası.. Kendi imkân ve iradesi dışında başka yere düşmüş. Ana, baba, kardeş, yaran.. Komşu.. Şimdi olmuş "yabancı.. " Ve gün gelmiş, "ayrılığı" kavi tutsun diye teslim etikleri diktatör, "her şarta otoriteme evet" demediğiniz için, hayat hakkı tanımıyorum..”Öldürülmeyi hak ettiniz” deyivermiş.. Onlar da "can"larını koruma adına düşmüşler yola.. Dikmişler gözlerin ezeli ve ebedi devletlerinin ana parçasına. O, da buyur.. Biz ayrılmadık "ayrı saydılar" diyerek imkânlarını seferber etmiş. Ve Halepli Muhammed amca (1934) anavatan da "muhacir" olarak hayata veda etmiş.. Dil yok, imkan yok.. Yok yok.. Yedi -sekiz yaşındaki torun Muhammed, en yakın “Cami”ye koşarak sadece "dede öldü" diyerek sorumluğu mukim olanlara atıverdi.. Öyle ya.. Cenazeyi kaldırmak, kalanların sorumluğunda.. Ve çokluk içinde bulunduğunda katılmak Farz-ı Kifaye. Birileri kaldırdığında toplum, mükellefiyetten düşer.. Ya o birileri yoksa Farz-ı ayın.. Çocuk adata "mecbursunuz" dercesine "dede öldü" benden söylemesi der gibi.. Ve hamiyetli insanlar koşarak yolcuyu asli vatanına teşyi ettiler.. Ahimesud belediyesi de tüm hizmetleri kusursuz yerine getirdi.. Eee. Belediyenin işin ne. ? Bir doğum, diğeri ölüm. Birine "hoş geldin" diyebilmeli.. Diğerine de "güle güle".. Yol, su vs.... Devamı

22 02 2015

Ey... ŞEHİT..(Fırat ÇAKIROĞLU..)

Ey... ŞEHİT..(Fırat ÇAKIROĞLU..) Onca millet kesesinden "yemlenen vazifeli" varken.. Sana mı düştü bu "dava", bu "yük"....!!!! O'nu Rahman aldı.. Mükafatını da ancak O, verir.. Kederli aileye "sabırların" en olgununu dilerim.. Fakat.. Üniversitenin; Rektörü.. Yöneticisi.. İl'in; Valisi. Emniyeti. Ülkenin; MİTİ iti kim varsa. Ve ülkenin sözde " BOŞ" vekili, Reisicumhuru kim var ise.. Siz bu ülkede ne iş yaparsınız..Vazifeniz ne? Ve Bu milletin bir ferdi olarak ; Ellerim yakalarında, Ruzi Mahşerde de onlardan DAVAcıyımmm..     21 Şubat 2015 Cumartesi Devamı

22 02 2015

Fırat'da ki Mahzun Vatan gitti..

Ve ... Avrupa topraklarımızdaki Tuna nehrinde ki Adakale'den sonra.. Ana karadan ayrı olarak “başka ülke sınırları” içinde kalan Asya’daki bir asli VATAN; Fırat’daki Süleyman Şah da terk edildi.. Hem de çapulcu tehdidine karşı, kendi ellerimizle yerle bir ederek.. Ey kansızlar..! Yerle bir etme gücünü tehditlere karşı "kahredici" yumruk olarak kullanamadınız.. Bayrağı, sökmek.... !!! Yok güvenli yere taşımışmış...! Külahıma anlat.. Mekke’nin- Medine’nin çapulculara teslimi gibi.. Şam’ı Şerif’in Kudus’ün.. Halep’in.. “İngiliz ebedi dostluğu adına” kaydıyla koca Musul’un işgalciye ikramı gibi.. “Süleyman Şah” ismiyle sembolleşen VATAN, hem de kendi kararımız, kendi güçlerimizle “işgal  ve imha edilerek”  kim olduğu bile bilinmeyenlere ikram edildi. Bunu dünyanın o günkü “devleri” en zor şartlarda Lozan’da bile yapmayı akıl edememişlerdi.. 1915den 2015 ‘e bunu da yaşattınız.. Allah korusun; Gaziantep,  ŞanlıUrfa, Hatay vs nereye taşıyacaksın? Yangını dindirmek, Su içmek için hangi “EŞME”yi bulacaksınız.. Sen, o, ve siz.. Aklınızı başınıza alın.. Yerinden sökmek değil yerinde korumak için varsınız.. Geride kalan çöp dahi olsa orayı koruyun.. Ve daha güzelini yaparak Bayrağı, söktüğünüz yere dikin.. Aksi halde; Belki millet unutur, uyutulur.. Fakat Tarih ve gelecek nesil “Af” etmez.. 1996 da Ankara’nın göbeğinde Bayrağın anarşistlerce indirilmesinde; "Zannetmeyin; devletindir, bayrak Bayrak; histir, ruhtur, devlet; hadimi Bayrak inince; devlettir biten Koruyan halktır, halk yücelten Y... Devamı

17 02 2015

HAKAN FİDAN; nereye..?

HAKAN FİDAN; nereye..? https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10153109218152700&set=a.71832082699.74609.689617699&type=1&theater Gelmiş geçmiş en medyatik “İstihbaratçı” rolü oynayan/oynatılan Hakan Fidan; bu gün “devletlû”lar; "kararı" ile “milletvekilliği” adıyla istifa ettirildiği duyuruldu…! Umar ve dileriz ki.. "iş"ten uzaklaştırma olsun.. "siyasi" kimlikle avutularak, “angaraya” raptedilerek gözetim altında tutulup; İstirahata geçirilsin.. Aksi halde ; Allah, memleketi korusun.. Yönetimde “güç sahibi olduğunu” sananlara; izan, idrak versin.. Yoksa ikinci TALAT (Paşa?) vakası mı? Eee.. BATI’nın malum “Şark meselesi” masada.. Ve Lozan tuzağının “dibacesindeki” “Şarkın sukunu için” notunun mürekkebi henüz kurumadı.. Biz koca koca vatan kaybettik, millet bağımız koptu.. Fakat.. Şark, o gün bu gün, ne sukun buldu ne de huzur.. Denizaşırı ve seyyar güçlerin yönlendiricisi İngiliz - USA tuzağından Karasal vede “mukim” güç Alaman kucağına mı? Alaman istihbaratı, ülkemizi çok sevdiği için her alanda yükselip- büyüyerek kendine rakip güç olması için yeni bir PUTİN, ikram edecek değil ya... Bizden söylemesi. İnşallah biz yanılırız da.. Memleket ikinci büyük çelme yiyerek Sultan(!), rahmetli Abdulhamid konumuna düşürülmez.. Bay Fidan da “Postacı” Talat, makamına çıkarılarak, memleketi badireye atıp, aynı kaderi yaşamaz/yaşatmaz.. Ve memleketi- milleti tuzaklardan tuzaklara çekerek yeni bir “Talat- Kamal” figürleri önümüze konarak “İçAnadolu”yla yetinip, oraya hapsetmezler.. ….. İstihbaratçı, ancak istihdam edi... Devamı

16 02 2015

“İSTANBUL OL

“İSTANBUL OL KENDİNİ BUL”   Necati Çavdar 7 Şubat 2015 – Ahimesud   Allah, her kese aynı yeteneği, imkanı vermiyor.. Yarattıklarına ikramları, farklı farklı. Kimine makam, kimine taç giydiriyor.. Durmuş Ali ağbi de "taç "giyenlerden.. Makamlar, maddi olmayabilir. . Kimileri madden "sultanlık" makamına çıkarken , aslında çukura düşebilir.. Fakat manevi anlamda makama çıkanın ayağını kim kaydırabilir.. Durmuş Ali Ağbi, şehirlerin SULTANına Şiir yazarak TAÇ giymiş.. Zira.. Durmuş Ali Ağbi, Bu şiirle zirveye çıktı.. Bence hiç bir şey yazmamış olsa sadece bu şiir onu günümüzün " SULTAN-UŞ-ŞUARA "sı (Şairler Sultanı) dır.. Ve iddia ediyorum ki bu şiirle zirveleşen Durmuş Ali Eker Ağbi, Allemlerin Rabbi'nin ayetle övdğü Şairler demetinin Son "SULTAN-UŞ-ŞUARA " sıdır.. Allah, kendisinden ebeden razı ola.. İdraksizlere özellikle yetki mevkindeki İDRAKSİZLERE, idrak ,izan ve akıl vere.. ibret alıp, gereğini yapa.. ….. Birkaç gün önce bir rüyada gördüğüm defterde isminin karşılığında “ŞAİR” yazıyordu.. Rüya geniş.. 27 Ocak 2015 Salı günü; kendisini bizzat görmek isteyerek “müsaitsen gelmek isteriz” diye arıyorum. - “Henüz büroya geçmedim, geçeceğim. Beklerim “dedi. Gittim, büroda. Misafirleri de var. Bizim “Gırşeherli Mustafa” da (Mustafa Şahin) geldi.. … Çay içerken.. 4 sayfalık bir yazı çıkardı.. “Bi şiir yazdım..İstanbul’a.. İstanbul’u anlattım. Önce ilham geldi.. Ama yazamamıştım.. Birkaç gün önce yeniden aynı cümleler döküldü..Bu defa yazdım..Okuyayım” ded... Devamı

16 02 2015

HALEP, YANDI; CİĞERİMİZ, DAĞLANDI

Dün, Ahimesud, “Alnıaçıklar” alışveriş merkezi lavabosunda abdest alırken.. Kısacık boylu 12-13 yaşlarında bir delikanlıda yanımdaki abdestliğe yaklaştı. Doğrusu el yıkayacak sandım.. Başladı Abdest almaya.. Çok memnun oldum, bu yaşta “Hak Divanı’na” çıkmaya hazırlanmasına .. “Allah kabul etsin” duama mukabele ederken lehçesi dikkatimi çekti. O yüzden “Memleket nere?” deyiverdim.. “Suriye” dedi. Hiç suçu günahı yokken “Muhacir” düşmüş bu gence daha bir dikkat kesildim. Zira güzel Türkçe konuşuyordu.. Suriye’nin neresi sorumu da üzgün bir halde “Halep..! “ diye cevapladı.. Sustum.. O “Halep “dedi.. Çiğerim yandı.. Ve “ Ah Halep ah..Haleb’i yaktılar..Bizimde ciğerimiz yandı.. Belki zalimler sizin orada evlerinizi yaktı, yok etti... Bizim yüreğimiz parçalandı.. İnşallah, zulüm sona erer..İnşallah, sonu hayır olur.. Dün aynı memleketin insanı idik. Vatan bir, bayrak bir, gönüller bir, aclar bir, sevinçler, ümitler bir.. Geçmiş yaşanmışlıklar bir.. İkbal ve istikbal birdi.. Anayı kızdan, babayı oğuldan ayırıp başı; gövdeden biçtiler.. Bugün ayrı memleketin İnsanı oluverdik.. Sen, “vatanında” muhacir oluverdin.. O Fransız ve İngiliz’in gözü kör olsun. Bizi parçalayıp, ayrı diyarlara attı..Kucağımıza da kor attı. Şimdi yanan o korun dumanı, ateşi.. İnşallah her şey daha güzel olur” derken Üzüntüsü yüzüne vuran Delikanlı, “inşallah” diyerek abdestini bitirdi.. …. Türkçeyi biliyor muydun dedim.. Hayır burada öğrendim.. Özgüneş de oturan delikanlı yedi ayda çok güzel Türkçe öğrenmiş.. ….. Acısını bağrına basarak zalimleri havale etmek ve öğle namazını eda etmek üzere, kendini bekleyen arkadaşı ile Mescid’e uzandı.. Arzın, semaların ve bütün kainatın sahip ve hükümranı Hak’ka iltica için .. ……… O “Halep” dedi.. Bizim ciğerimiz yandı.. Evet müşterek kültür ve vatan parçamız Halep, önce işgal edildi.Sonra da azat kabul etmez köleleri eliyle yakıldı, dumanı tütüyor.. Ebabiller gibi ateşin harını gülistana çevirecekleri bekl... Devamı