« Önceki | Sonraki »

19/6/2009

ÖMER MUHTAR


Free Web Counter
Free Web Counter

Kaddafi'den haç-Ömer Muhtar benzetmesi

30 yıl boyunca ülkesini işgal eden İtalya'ya tarihi bir ziyaret gerçekleştiren Libya lideri, İtalya'ya gelişi sırasında göğsünde yer alan Ömer Muhtar fotoğrafına açıklık getirdi.

ntvmsnbc ve Ajanslar
Güncelleme: 02:25 TSİ 11 Haziran. 2009 Perşembe

ROMA - İtalya'ya tarihi bir ziyaret gerçekleştiren Libya lideri Muammer Kaddafi, Roma'ya, İtalyan işgaline karşı direnişin efsanevi ismi Ömer Muhtar'ın fotoğrafının yer aldığı üniformasıyla indi.

Ziyaretin ilk gününün sonunda İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile birlikte basının karşısına çıkan Kaddafi, üniformasına iliştirdiği fotoğrafa açıklık getirdi.

Ömer El Muhtar'ın İtalyan sömürgeciliğine karşı direndiği için idam edilmiş olduğunu anımsatan Kaddafi, "Bu fotoğraf, bir trajediyi simgelemektedir. Ömer El Muhtar'ın idamı Libya halkı için büyük bir trajediydi. Hristiyanlar için İsa'nın öldürülmesi gibi bir şeydi. Sizin bazılarınızın boynunda taşıdığı haç ne ise bu fotoğraf da Libyalılar olarak bizler için aynı şeydir" dedi.

Kaddafi, "Fotoğraf Ömer El Muhtar'ın idam öncesindeki anını gösteriyor. Faşist subayların gülmekte oldukları görülüyor. Ömer El Muhtar, Bingazi'nin güneyinde göstermelik bir mahkemede yargılanarak, sıradan bir asi gibi idama mahkum edilmişti. O dönemdeki İtalyan sömürgeciler, kimi İtalyanları da idam etmekten çekinmemişti" diye konuştu.
http://www.ntvmsnbc.com/id/24974877/

...............


40 yıllık iktidarında ilk kez İtalya'ya giden Kaddafi, yakasına Ömer Muhtar'ın İtalyanlarca zincire vurulmuş fotoğrafını takınca Berlu-sconi şok oldu. Öldürücü darbe ise Muhtar'ın oğlu oldu.
 
Libya liderini son anda karşılamaya giden İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ise Kaddafi'nin tokat niteliğindeki mesajı karşısında şok oldu. İki lider arasında bir süre sessizlik yaşandı.
 

1931'de idam edilen Ömer Muhtar, Libya'da İtalyanlara karşı yürütülen direniş hareketinin önderiydi. İtalyanların 1911'de Libya'ya çıkarma yapması üzerine direniş hareketine katıldı. 1922'de İtalya'da iktidara gelen Faşistlerin Libya'yı sömürgeleştirme politikasına karşı 1923'te Berka'da yeni bir direniş hareketi başlattı. Mısır ve Sudan'dan gelen yardımların kesilmesine karşın, Bedevi köylülerin yardımıyla direnişini 1931'e değin sürdürdü. 11 Eylül 1931'de bir çarpışmada yaralanarak İtalyanlara esir düştü.

General Rodolfo Graziani'nin başkanlığında bir savaş mahkeme- since ölüme mahkum edildi ve Saluk'ta asıldı.

Çadırı Roma'da

Roma'ya yaklaşık 300 kişilik kalabalık bir heyetle gelen Kaddafi, yine çadır geleneğini sürdürüyor. İtalyan hükümeti, başkentin ünlü parklarından Doria Pamphili'yi Kaddafi'nin çadırına tahsis etti. Kaddafi, Roma ziyareti boyunca yoğun koruma önlemleri altında çadırında konaklayacak.

http://www.haber7.com/haber/20090611/Kaddafi-Silvioyu-Omer-Muhtarla-vurdu.php

 
18 06 2009 tarihinde Durali Durmaz <duralidurmaz@gmail.com> yazmış:

Üç Kıtanın Mücahidi Süleyman Askerî

İbrahim Şarklı

“Süleyman Askerî, yarası sebebiyle çektiği büyük acıya rağmen, özel olarak hazırlanmış bir sedye ile birliğe eşlik ediyordu. Doğrusu, bu olağanüstü Türk kumandanın gayreti karşısında hayretler içerisinde idik. O, 160 km’lik bir mesafeyi, kanlar içerisinde sedye üzerinde, yer yer düşmana çok yakın mesafeden yol alarak bu şekilde kat etti. Daha sonra da, yine sedye üzerinde üç gün boyunca bir an olsun yorulmadan mücadeleyi yönetti. Aldığımız haberlere göre Süleyman Askerî, bulunduğu yerden olağanüstü bir gayretle muharebe alanını ve Şatt-ül Arap’a yönelen akınları kontrol ediyordu. Düşman Basra civarında sol kanatta mevzilenmiş halde idi. Türkler; bir askeri harekat içinde düşünülebilecek en üst düzeyde bir cesaret ile donanmışlardı ve Süleyman Askerî Bey’in sedye üzerinde ettiği seyahat boyunca açlık ve susuzluğa rağmen, içlerinde en ufak bir şikayeti olan yoktu. Çöl yolu üzerinde gerçekleştirebilecek ikmal için yeterli düzeyde yük hayvanına sahip de değillerdi. İhtiyaç duyulan her şey; cephane, malzeme ve gıda stoku, askerler yada yük hayvanları için gereken su...Tüm bunların taşınması gerekiyordu. Ve hücum eğer üç gün içerisinde başarıya ulaşmaz da Basra Türkler tarafından en azından harici olarak kuşatılmazsa, bu durum büyük bir mağlubiyetin ardından gelecek trajedinin başlangıcı olacaktı. Ancak Süleyman Askerî, büyük bir harekata cesaret etmişti ve bu Türk subay adeta herkese meydan okuyordu.” (Alman pilot teğmen Hans Lührs)

“Bazen tek bir adam koca bir orduya ruh olmak itibariyle başlı başına bir ordu olabilir. Bu nadir fakat vakidir. İşte Süleyman Askerî Bey o nadir olan vakalardan birini gerçekleştirdi. İngilizleri Korina kasabası önünde aylarca tutan kuvvet, Süleyman Askerî Bey’in şahsı pervasızlığı ve yine kendisinin seçmiş olduğu bir avuç kahramandı. Süleyman Askerî, Korina önünde ve gayet vahim surette iki bacağından yaralandı. Fakat kahraman komutanlara yakışacak bir metanetle ta Basra’ya kadar gitti ve şehrin 15 kilometre yakınındaki Şuayyibe mevkii müstahkemine taarruz etti. Süleyman Askerî beyce maksat hasıl olmuş, durdurulamayacağı ve yenilemeyeceği zan olunan düşmanın tevkifi, tehdit ve hatta mağlup olabileceği imkanı fiilen gösterilmiş idi. Süleyman Askerî vatanı için vatanından başka her şeyini isteyerek ve gülerek feda etmiş bir Osmanlı idi” (Süleyman Nazif)

“Osmanlı Türkleri içinde devletlerinin hayat ve varlığının kritik bir safhaya girdiğini hissedenler yok değildi. Ben çölde görev yaptığım sırada ve hiç ümit edilmeyen yer ve şartlarda bunlara rastladım. Onlar, devletlerinin mevcudiyetini devam ettirebilmek için fevkalade fedakarlıklara ihtiyaç olduğunu hissetmenin bilinciyle her şeyi yapmışlardır. İmparatorluğu oluşturan unsurlar ise her ne pahasına olursa olsun ayrılık davasındaydılar... İntihar ettiği haberi bize geldiği zaman Mekke’de Şerif Hüseyin’in sarayındaydım. Hüseyin Paşa, bana “Bunlar böyle ölmesini de bilirler” dedi.” (İngiliz Ajan Lawrence)

***

Şehid Süleyman Askeri’nin dipdiri, şiir gibi mücadelesini, tesiri altına aldığı üç kişiden naklettik. 1919 şartlarının devam ettiği şu gün, en ince teferruatına kadar ihtiyaç duyduğumuz bu tarihî kahramanlarımız, kurtuluş savaşımızda, mücadelemize ışık tutan yıldızlardır. Balkan Türklerinden bu büyük kahramanın dünyadaki hayatı 31 sene diye kayıtlara geçse de, “Ben ölmedim aranızda yaşıyorum!” diye meydan okur.

Şimdi en başa dönüp, atalarımızın İslâm sancağını diktiği üç kıtada, Süleyman Askerî’yi takip edelim… Evet; Süleyman Askerî yüreğiyle aynı anda üç kıtada, atıyla peşpeşe koşturmaktadır. Önce Trablusgarp’ta, sonra Türkiye Avrupa’sında, en son Irak topraklarındadır. Bu yüzden Askeri’nin mücadelesini iki kısım olarak vermeyi düşündük. 

Vehbi Paşa’nın oğlu Süleyman Askerî, Balkanlar işgal altındayken, bozgunlar unutulmamışken, Türk’ün cihad şuuru kaybolmamışken, Kırım’da, 1884’de, şimdi Kosova sınırları içindeki Prizren’de doğdu. 

Sadece 30 sene evvel Osmanlı Kırım’da mağlup olmuştur. Balta Limanı Anlaşması’nın getirdiği şartlar sonrasında tarihimizde ilk kez dış borç yükü altına girmiştik. İngilizlerden % 6 gibi yüksek bir faizle alınan 3 milyon 300 Osmanlı altını da fayda etmez.1876’da tüm ödemeler durdurulur, ardından durum iyice kötüleşir ve önce 1879 senesinde İngilizlerden alınmış olan borcun faizine karşılık olarak damga /içki / balık avı / tuz ve tütün gelirlerine el konulan Osmanlı, 1881 senesine gelindiğinde devlet hazinesini tümüyle Alman, Avusturyalı, Fransız ve İtalyan alacaklılar ve Galata bankerlerinden oluşan Düyun-u Umumiye Osmanlı İdaresi meclisine bırakır. 

Askerî vatanını bu şartlar içinde bulur. Manastır’da bulunduğu üç sene boyunca Meşrutiyet faaliyetlerinde yer alır. 

II. Meşrutiyet ilan edildiğinde henüz 24 yaşındadır. Bu arada, Filibe eşrafından Fadime Hanım ile evlenir. Askerî bey 1902’de Harp Okulu’nu bitirip Akademi’den Mümtaz Yüzbaşı olarak mezun olur. 1909 senesinde, Bağdat jandarma birliklerinin tahkimi vazifesiyle (24 yaşında) kolağası (yüzbaşı) olarak Bağdat’a gidene kadar Manastır’da kalır.

Arap coğrafyasında İngilizler işbirlikçilerini bulmuş; ajan Lawrence, bazı Arap aşiretlerini yanına almış, Bağdat demiryolu hattını sürekli sabote etmektedir. Dikkat edilirse şimdiye kadar sayfalarımıza taşıdığımız bütün kahramanların hayatına bu demiryolu girmiştir.

Bağdat demiryolu, İslâm milletlerinin birliğini sembolize eden demir bir kazık gibi, hâlâ Batı emperyalizmine ve işbirlikçilerine meydan okur. 

Bu da Ulu Hakan’ın dehasından doğmuş bir projedir. 

Zenci Musa, Uceymi Paşa, Karayılan, Fahrettin paşa gibi kahramanlar hep aynı hat üstünde, millî davamızda birlik içinde, doğumuzu koruyup kollamanın cansiperane mücadelesini vermiştir. 

İşbirlikçi aşiret isyanları bir noktada bastırılırken diğer tarafta patlak veriyordu.

Fedai Zabitan

Fedai Zabitan, “fedai subaylar” demek… Fedailik… Askerî ve arkadaşları hep bu ruhiyat içinde mücadele vermiş, Babıali ve Ankara’nın onca baskılarına rağmen asla reel politik’in ruhlarına tesir etmesine izin vermemiştir.

Fedai Zabitan’ın ilk koştuğu yer Trablusgarp- Bingazi oldu. Üç kıtanın biri Afrika! 1913’te Enver Paşa’nın denetiminde ve Süleyman Askeri’nin başkanlığında kurulan Teşkilat-ı Mahsusa’nın Fedai Zabıtan ismi ile cephe iradesini ilk gösterdiği yerlerden Trablusgarp mücadelesinin mümtaz bir yeri vardır. Bu fedailerin çekirdek kadrosu o topraklarda pişmiştir!.. 

“Bize uzak olmasa hadlerini bildirmek, her zaman mümkün olur. Fakat uzaklık ve deniz üstünlüğü, müessir müdahale yapmamıza imkan vermez. Bu yüzden Trablusgarp’ı er veya geç kaybedeceğiz…” diyen Ulu Hakan Abdülhamid Han’ın teşkilât dehasının çocuklarıdır onlar!.. 

Çölün ateş parçası kumlarını düşman çizmelerine ezdirmemek için yüreği ateş sarmış fedailer… Onları resmî tez palavraları unutturamayacak bize! Devrimin yeni nesli görecek, bilecek, anlayacak, yaşatacak!

Fahrettin Paşa Arabistan çöllerinde aslanlarını çekirgeyle besleyip İngilizlerin ve işbirlikçilerinin üstüne salarken, Askerî Bey’e aynı zamanda Osmanlı birliklerine en büyük desteği veren kişi Şeyh Ahmed Eş-Şerif Es Sunusî olur. İtalyanların, Eylül 1911’de Osmanlı’nın Kuzey Afrika’daki topraklarını işgal etmesi karşısında Teşkilât-ı Mahsusa, vatansever bir hamledir.

İtalya 27 Eylül 1911’de, Ulu Hakan Abdülhamid Han Selanik’te iken, bir ültimatom verir. Ültimatom, bir gün sonra Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa kabinesi tarafından reddedilir. Ancak, İtalya bildiğini okumaktan geri durmaz ve işgal bilfiil başlar. Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa kabinesi bu durum karşısında istifasını verir ve yerine geçen yeni Sait Paşa kabinesi işgalin uluslararası platformda çözüleceğini umarak, atıl kalır. İşgale karşı bir protesto mesajıyla yetinir ancak bu arada İtalyanlar Derne’yi bombalamaya başlamış, Trablusgarp’ı abluka altına almışlardır bile… 

Trablusgarp kumandanlarından Ferhad Bey şöyle der: “Artık bizim mukavemet hareketimiz, herhangi bir Osmanlı kabinesi adına değil, milli gurur ve haysiyetimiz adına, Afrika’daki son Osmanlı toprağının müdafaası adına yapılıyordu…” 

Süleyman Askerî’nin vazifesi, Binbaşı Aziz Ali Bey’in kurmay başkanlığı ve Enver Paşa’nın Derne’deki karargâhı ile Bingazi’deki direniş arasındaki irtibatı idare etmektir. Bingazi’de ve Trablusgarp’ta bulunan 50.000 kişilik İtalyan kuvveti karşısında örgütlediği bedevilerle, hem işgalciye hem de hain, Türk düşmanı Arap bedevilere karşı gerilla savaşında unutulmaz başarılar gösterir. Bu saldırılarla İtalyan orduları uzun süre sahil şeridine sıkışıp kalır. Ancak, bu sırada Osmanlı’da önemli gelişmeler vuku bulmaktadır. Direnişi destekleyen kabinenin yerine Harbiye Nezareti’ne Mahmut Şevket Paşa’nın geçmesiyle Fedai Zabıtan grubuna yapılan maddi destek iyice zayıflar ve başlayan Balkan ayaklanmaları yüzünden Osmanlı, İtalyanlar ile masaya oturarak Uşi Barış Antlaşmasını imzalar. Anlaşma birliklerin geri gelmesini öngörür. Trablusgarp elden çıkmaya başlamıştır.

Daha sonraları Libyalı Müslümanlarla omuz omuza, topraklarımızın İtalyan çizmesiyle ezilmesini engelleyen başka bir Osmanlı olan Ömer Muhtar, İttihatçı subayların anlaşmadan sonra da küçük birlikler ile devam ettirdiği direniş meşalesiyle çölden inkişaf ederek izzetine sahip çıkacak bir millete liderlik etmiştir. 

Gelecek bölümümüzde Askerî’yle birlikte Balkanlarda ve Irak’tayız…

BARAN Dergisi Sayı:  51




Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır