<****** src="http://xyz.freeweblogger.com/counter/******.php?u=necaticavdar">******>
Free Web Counter
Sizin Dünyanız.. Bizim Dünyamız
Ve Sizin Davanız, Bizim Davamız..
Bizim illegal çiftlikteki garga, serçe, sağırsak, güvercin, ağaç kakan daha ne varsa... Ve artık meyvesini vermenin huzuru ile bu yılkı hayatına veda eden çiçeklere, bitkilere inat gelişimini sürdüren nohut, mercimek,ayçiçeği gibi bitkileri kendi alemine terk edip, biraz temaşa için; " angara"ya indik.
"Angara" fokur fokur.
.....
Hele de "Tay"ların en "Baş" savcısı tarafından AKPve güdücüleri hakkında dilekçe verdiği günden sonra resmen "Boş" Bakan konumunda telakki edilen Erdoğan'ın yeni konumundan sonra BOŞ"luk doldurulmak üzere "angara gazanı" daha bir harlanarak kaynatılıyor.Kazana atılan elde kepçe daha bir haşlatılıyor.
Bütün ülkede parsa kapma yarışında olan ancak siyaset yaptığını söyleyerek aslında "hazineye" uzanan yollarda yol alacak trene binmek, binemiyorsa asılmak ama o şekilde "Hazineye uzanmak" isteyen topu topu on bin kişilik "yürütücü"ler, fellik fellik yeni yollar, kanallar arıyor.
Parası olan nereye yatıracağını bilemez, garibanlar ne olacaksa olsun anlayışında kulakları "angara"dan gelecek seslerde; bekliyorlar..
AL "KİPPA"YI VER "TAKKE"Yİ
Hürriyet Gazetesi tarafından da kesinliği doğrulanan bir haber kaynayan kazanın harını artırıyor.
Bu haberlere göre "angara derinlerinden " servise konarak kuryelerle basın merkezlerine ulaştırılan resme göre, yei genel kurmay başkanı olacak olan kişi, ağlama duvarı önünde görülmüş.
Hürriyetin Ertuğrul Özkök'ü "Ne yani..Bu resim bize de geldi..Haber değeri görmedik. Sadece 'ağlama duvarı" dibinde değil Mescid-i Aksaya'da gitmişti' diyerek yapılan servisi doğruluğunu ifşa edip habere katilik katıyor.
Ancak aynı kişinin "ikisi de şeriatçı" diyerek hem "Şalom" hem de "inananların yüz akı" yerli(!) gazete de kalem oynattırılan taraf ise; "ama sadece duvar dibinde durmuyor. Elleri ile duvarı kutsadığı"tezini ileri sürüyor
Ancak bana göre tehlikelisi şu:
Laikçi cephenin koruma-kollama müfrezesi başkomutanı olarak görmek için selam çaktığı kişi, başına geçirdiği şapkayı, "kippa" zorunluluğu nedeniyle "kippa" niyetine mi geçirdi?
Çünkü "ağlama duvarı" önünde, Yahudi şeriatına göre baş açık durmak affedilmez günah!..
Acaba, laiklik gereği içerde başörtüsüne savaş açanlar Yahudi şeriatı gereği duvar dibinde arz-ı endamı nasıl izah ederler?
Umalım ki, öyle olmasın.
Tabi, Müslümanlara hürmeten Mescid-i Aksa ziyareti de "takke" ile mi yaptı, diye sormadan da edemiyoruz.
Zira, Ağlama duvarına yapışmak (inanlısı için kippa vs ile başı örtmek mecbur) çağdaş hareket, hümanistçe bir davranış, Müslümancı ibadet, camilerde takke takmak gericilik(!)
Öyle mi?
Hasılı tüm bu servise koymalar, derin "angara" gerinmelerinin salınımları gereği yaşanıyor.
......
KADAVRA SES VERİR Mİ?
"Siyaset boşluk kaldırmaz" diyerek millet tarafından kadavraya çevrilen ancak Avrupa Birliğinde konuşturulan Mesut Yılmaz, bir yerlerde yediği yumruğu millet unutmuş sayarak "derin" selamlar veriyor
Ve kulaklara "Mesut Yılmaz, yeni parti sinyali verdi..." sesleri çalınıyor.
Yılmaz, kuracağı partinin "Yelpazesinin oldukça geniş" olması ve "uzlaşmacı bir parti modeli" olacağını söylemiş. (19 Haziran 2008, "Yeni parti sinyalleri veriyor!", Milliyet)
KİMLİKLER KİMLİKSİZLER!
17 Haziran Salı..
Hürriyet gazetesinde bir ölüm ilanı..
Taziye mektubu değil, mübarek kimlik deklarasyonu.
Karamehmetlerin, soy ağcı kazınmış.
Jasminli, jeolu torunlar, gelinler, kuzenler!
Karluk Şeyhinin' gel de Yalçın Küçük'e kulak verme" ikazı, serzenişi ile haberdar oluyoruz, kimi kimliklerden.. Ya da kimliksizliklerden..
HAÇLILARIN AZAT KABUL ETMEZ KÖLELERİ ARAYIŞTA
Devletimizin kolunu kanadını kırıp, başını gövdesinden ayırarak İsrail zehri şırınga edilen ve ara sıra darbelerle durdurulan kalbe giden damarları kontrol etmek üzere kendilerine teslim edenlere "laiklik" kılıfıyla "Haçlı planların" azat kabul etmez köle durumundaki milletin asli damarı "anadolu" mayasına düşman, yerli işbirlikçiler!..
İçinden çıktıkları toplumun bütün değerlerine tiksinti, ile bakan, milleti patronlarının istediği şekle sokarak, patronlarına yalanma, yalakalanma mutluluğunu kaybetmemek için akıllara ziyan komplolara zemin hazırlayan, açık işgali kamufle edici sloganlarla milletin değerlerini toptan işgal etmek isteyenler adına gizli işgalin yerli uzantısı, küçük elit..
Öte yandan bu cenahın, soygun düzenin temsilcileri - sermayeyi çoktan kediye yüklemiş- milli hazineden besli, sermayedarları!...
Bir zamanlar kendilerini memleketin asli sahibi olarak gören, her şeyin kendini merkez alarak şekillenmesini isteyen TUSİAD konsülü mensupları, ellerindeki imkanların global sermayeye geçtiğini, artık memleket soygunun kendileri üzerinden değil doğrudan yapıldığını anladığı için can havli ile ortada geziyor.
Nasıl anlamasınlar, eskiden kurdukları gizli açık evlilikler ve akrabalıklar yardımı ve yolu ile kazan dibi yalatılanlar, teşaronluk yapanlar, artık bu imkandan da mahrum olduklarını görüyorlar.
Görme değil, bir şekilde ele geçirdikleri yağlı memleket çeşmelerini yen heveslerle birilerine satınca ellin oğlu direkt cep doldururken, bizim teşaronlar çeşme başında kala kaldılar.
Hem musluk gitti hem de alınan üç kuruşluk paralar iç oldu gitti.
Onun için yağlı işleri global ölçekte soygunculara direkt kaptırmaktansa, işleri onların istediği şekle sokacak ve bunu laik-Ulasalcılık kılıfıyla becerecek artistler arıyorlar.
Ne yapsınlar?..Bir zaman şişirdikleri isimler, dünya ölçeğindeki patronlarla iş kesip, bunu kuvveden fiile çıkarmanın gözle görünür elle tutulur kılmak, yani global eşkıyanın çekim alanında olduğunu göstermek üzere Lübnan Nöbetine gidiyor.
"Merkez medya" olarak yön tayin edenlere Barzani madyasından tutun da okyanus ötelerine direk bağlanan kanalları ile yeni basın türü ve onların gazeteci kimliği ile "CEO"arı türedi.
Artık bizim anlı şanlı "iş" adamlarının iş takipçileri, galantör kalemleri, en geveze ve şöhretli "enkırmanları" yaya kalıyorlar.
Elin oğlu bunları değil süs diye artistleri, mankenleri vitrine koyuyor.
Başta "Haç"la kutsanan global sermaye hayrına "Lübnan nöbetine" koşan olmak üzere yeni sahnede rol almak isteyenler de onların dizi dibine oturuyor..
Gazetecilik, lakırdı ise işte gazetecilik!. Bal gibi de oluyor..
TUSİAD'çılar daha önce kendi içlerinden bir iki deneme yaptılar. Onca makyaja rağmen millet yutmadığı ve kendilerinden bir şey olmadığını bildiklerinden- ipleri ellerinde tutarak "angara sahnesine" sürmek üzere millete pazarlayacak aktör arıyor.
Acaba tabana yaban gelmez ve iyi "bir bölen" olur . Global sermaye ile iş tutarak kendilerinden uzaklaştığını düşündüklerini alt etmek ya da laik düzen çığlıkları ile sürdürülen soygun düzeni teşaronlarına( yerli soyguncuları daha bir kollar umuduyla) ters gelmez, zaten CHP bile Cumhurbaşkanlığına onu işaret etmişti diyerek, Abdullatif Şener mi olsa...
Dış mahfilleri bileceği ve yerli despotların karşı çıkamayacağından Kemal Derviş mi?
Milletin gönlüne girip bir yerlere geldiğinde, mevcut mevkiini muhafaza arzusuyla "haçlı seferi"ne çıkanlara sırtını dayadığı görüntüsü veren, güç odaklarına diklenmesi beklenirken masum ve mağdur millet evlatlarına kabadayı, içerdeki despotlara kuzu, o, despotlardan korunmak için can havli ile global "güce tapınma" konumunu sergileyen, büyük "dava"lardan ikballeri kollayan çıkarcılığa tornistan etmeyi "erdemlilik" gibi sunduğu görüntüsü sergileyen ve bu tavrın simgesi haline gelen Erdoğan'nı kesecek yeni jön bulamadığına göre TUSİAD, Şener ve Derviş arasında hangisini pazarlasam şaşkınlığı içinde..
Sersemletilen Ecevit'in uyur uyanık halinde memlekette biten "devşirme" rolünde ve karşılığında ;köylü, işçi bir kenara, resmi istatistiklerle de kayıt altına alındığı gibi yarısı "yoksulluk" yarısı "açlık" sınırları ile kayıtlı büyük memur kitlesi de bir tarafa esas üst düzey bürokrat adındaki küçük bir memur kesiminin maaş ödemesini ancak garanti eden kıymetsiz "ulufeler " için "15 günde 15 yasa" klasiği ile özetlenecek şekilde ülkeyi global ahtapotun kucağına atan, kullanılma miadı olan ve gözden düşen Ecevit sonrası için "gel imkanlar sana açık" çekine karşı yük altına girmeyip kaçan, ulusal statükonun karargahı sayılan CHP'de "uluslar arası oyunların yetkilisi edasıyla" vitrin süsü olarak TBMM'de arzı endam ederken asli yerine dönen.. Ancak, hiçbir zaman meclise uğramasa da gözü kulağı, -kendini her şartta bağrına basan - milletten Derviş'in bulunduğu yere kayan Erdoğan ve ekibinin kulağından tutup TBMM'den atamadığı için 27 Nisan darbesi sonucu yapılan seçimlere kadar CHP Milletvekili hüviyetini koruyan Kemal Derviş, bir zamanlar "kullanırız diye" parlatılan Erdoğan'a karşı bu defa memleket ekonomisini değil de sadece yerli soyguncuları "kurtarıcı" rolünde TUSİD'çıların tezgahında..
İçinden geldiği kesime gayet sert, yabancısı olarak ihtiyaçtan kapısı açılan yaban konaklarda yama ve yalaka tavırlar içindeki, gerçek tavırlı insanlardan kaçar ve bir zamanlar içinde olanlarla köşe bucak buluşmayı ihmal etmemesine rağmen duyarlı cephenin göz ve kulağından kamufle olmayı olmazsa olmaz sayan.. Geçmişte bir olduğu ruh iklimi nedeniyle kendini bey yaparak başlarda taşıyan ve hep yükseklerde görmek isteyenlere ve cürmüne inat onlara yukardan bakarak kendi alçaklığını, yüceltme gayretiyle millete tuzak kuran alçaklarla iş tutmayı i beceri sayan sefil ruh hali ile kendisini parlatmak ve yeni rolünü daha bir benimsemesi için yem olarak sunulan "merkez medya" dilberlerinin bacak dibine "ıhmayı" marifet sayan Abdullatif Şener, aylar süren gezme ve gezdirilmelerden sonra AKP'den bağını koparmadan tüzük hazırlığı içine girmiş!
ECEVİT'TE YAR OLMAYAN TAGOR, ERDOĞANA YARAR MI?
Yerli ışıklarını kaybederek sahte ışıklara ram olurcasına Togor'da karar kılan selefi Ecevit'i ve onun ahir ömründe yaşadıkları, ona yaşatılanları hatırlatırcasına emeraler içindeki..
Necip Fazıl'dan Tagor'a "irtica" eden...
Güdül toprağının kar etmediği için bir süreliğine karartılan gözü yerine bu defa bulunduğu mekan ve geçtiği alan karartılan..
Flaşlarla aydınlatılıp, TVlerde parlatılmasının zevkini yaşadığının aksine kabahatleri onlara-basına –yükleyip, kaçan, bu defa flaşları kapattıran..
İçinden geldiği hareketi demokrasiyi kullanan ancak içinde uygulamayan tek adam zihniyeti ile suçlayarak ayrı kulvara koştuklarını iddia ederek çıkılan yolda tüm kavşakları demokratik oluşumlara kapatarak -sokağın tek kabadayısı hüviyetinde- tek adamlığı olmazsa olma" şart sayan, "Kendi çöplüğünde tek yetkili, etkili karar merci olarak" kendini değil ülkenin, -yeryüzünün merkezi görenlerle kol kola ve onlar adına rajon keserek- bölge "merkezi sayan..
Yerli despotlardan korunmayı, dünya despotlarının kucağında serinlemekle kotaracağını vehmeden..
Ancak "Üstü çizilerek sahne dışına itildiğini fark etmesi ile mi dir "anakaradaki komploların içinde yokuz" diye çıyaklıyan..
Kendi ikbal ve elde ettiklerinin devamı için mayalandığı kaynağı elinin tersi ile iterek; milletin iç ve dış şer odaklara direnci ile geldiği noktayı, devletimizi dağıtıp, milletimizi bölerek bir birine kırdıranların tramplen tahtası haline getirerek, var olan "değerleri" uluslar arası eşkıyanın emrine sunan, aç ve yoksul bırakılan milletin sırtına sararak bolca borçla sağladığı üç beş kuruşu peşkeş çektiklerinin diktiği birkaç "plazayı", bindikleri ve kendilerini ne kadar iğreti durduklarını ele veren gavur özentisi, züğürt tesellisi, hovarda göstergesi "çipleri"; "kalkınma" sanan, karnı tok, sırtı pek kimseye eyvallahı olmayan millet çoğunluğu yerine yokluktan varlara kafa yoramayan, üretmeyi terke zorlanan aç –sefil, çaresiz insanlara "ulufe" ve "sadaka" ile ulaşmayı marifet, çaresizlerin sesizliğini her şartı kabullendi bilerek, kemik yalayanların yalakalığını bağlılık gören Tayyip Erdoğan'ın " terenden inen binemez" tehdidine rağmen Abdullatif Şener cephesinin "Tüzük Yazma " noktasına gelmesinde "Ama"yasa konsülündeki iki Çerkez'in servisi ve kulisi var mı?
Bilmiyorum.
Ancak bildiğim şu:
O iki Çerkez, başkaları tarafından "iyi"pazarlanıyor.
Hele biri var ki "ef" bankasın da kızı çalıştığı söylenen, ailece pazarlanıyor..
ŞENER, HANGİ ROLE HAZIR
Tıpkı FP daha hayatta iken "yenilikçi" kanadın PAM'a yuvalanarak tüzük ve teşkilat çalışması yaptığı gibi.. AKP'den bağını koparmadan "erdemli " bir şekilde tüzük hazırlığı içindeki ve "Benim karım evlenmeden önce tesettürlü değildi" türünden açıklamalarla "isterse(1) açabilir(!)" şeklinde "sırf Allah emri olduğu için" örtünenleri -kendilerine tam teslim olsa dahi - "öcü" görenlere uygun sinyal sarkıtan..
Eksikleri, ne yanlışlarına rağmen kainat ölçeğinde "İddiası ve medeniyet inşa cehdi" olan, heyacan duyan, rüyaları, hülyaları olan, kürereyi şekillendirme iddiasıyla umutları ayakta tutan hareketti "gömlek çıkarma" basitliği ile terk edip bir kalemde silerek "ılımlı " kılıfıyla dünya hakimlerine yatarak "güce tapma" anlamında; "küreyi kapma ve sahiplenme iddiasıyla şekil verme hakkını kendinin bilen, yaşama ve var olmayı kendi lutfu ile olabileceğini düşünerek planlar, bu planlar çerçevesinde özellikle bizim coğrafyamızda operasyonlar yapanların tayin ve sınırlarını çizdiği ölçüde "bölgesel role " razı olan harekete "terfi(!) edenler kervanında baş rollerde gezen..
Stratejik ortak ilişkisi sürdürmekle birlikte yeni soyunulan role ayak uyduramayan, gücü elinde tutanlara kesin bağlı, "Bölgesel -piyonluktan-güçten" az olsun bizim olsun anlayışı ile asrın başında "şarkın sukunu" için coğrafyamızı, ve millet bütünlüğümüzü parçalayıp, iktisadi kaynaklarımıza el koyanların istedikleri ölçek ve şekildeki yapılanmalara söze "bağımsızlık" adıyla razı olan, bu yapıyı- hiçbir zaman milletin arzusuna uymasalar da- "cumhuriyet" sihirli sözcüğü ile sarmalayıp, kesilen rolü sürdürme, değiştirmeme kararlılığındaki ve hiçbir "derinliği" olmayan, içerde baskıcı, dışarıda şaşkın ve sersem, hiçbir plan ve projesi olmayan 20'lerde "kendileri adına" ve yön verdikleri istikamette yönetmek üzere izin verenlere tam bağlı ve izin verilen sınırları ne pahasına olursa olsun aşmama, bir milim geçmeme konusunda kendilerini sınırlayanları ve sınır çizenleri bile şaşırtan bir karalılıkla vazife yapan statükoculara "teslimiyeti" kabul rolüne; "işini iyi yapma " koduyla hazır..
Abdullatif Şener, Çorum'un eniştesi ve Tayyib'in bir kenara koyarak milletin içine gönderdiği eski vekili "Tüzük yazımı" konusunda çağırınca başı "BULUT"lara eriyor..
"Öyle bir karar alındı da beni neden çağırtmadı, alçak duruşu" ile midir bilmiyorum, "Ayazda kalmış ıslak kedi", içine büzülüp yürek daralması geçirir.
Karluk Şeyhi ile şöyle ayak üstü mülaki olduğumuz, neşeli ve köşeli hali yüzüne yansıyan Çorum'un eniştesi, keyfli keyfli ve yarım ağızla "Ne oluyor?.. Dünya nasıl , nere gidiyor diyerek "angara"nın kendi merkezleri yönünde şekillenmekte olduğunun teyidini ister gibi, soruyor.
Cevabımız, "Dünya dediğiniz sizi dünyanız.O Bize uzak ve ne olduğunu siz biliyorsunuz.Ancak bizim dünyamız da değişen bir durum yok.." cevabını veriyorum..
Kırmızı yüzü daha bir kanlanıp kızarıyor.. Belki de "yeni durum" nedeniyle etrafında pervane olanların artmasına inat bizim kayıtsızlığımız kızdırıp, yüzünü daha bir kızartıyor.
MAHKEME DİNLER YARGILAR, KONSÜL DİNLEMEDEN UYGULAR
"Ayazda Kalmış Islak Kedi"ye gelince..
O diyor ki..
"Anayasa mahkemesi, benim hakkımda hüküm verecek, bana sormuyor.Geleyim, kendimi savunayım diyorum, kabul etmiyor.
-Etmez elbet.Çünkü senin gibilerin eylem ve söylemlerinden hareketle, tüzel kişiliği muhatap alıyor. Parti genel başkanınız ya da onun temsilcisi, sizi savunacak..Tıpkı millet hazinesini kullanırken bunun sonucundan etkilenen millet bir kenara atılarak vekillerin muhataplığı ve kararı gibi..Vekil maaşlarını artırırken millete mi soruyordunuz. Millet adına ve lider talimatına göre kendiniz karar verip, kendiniz harcıyordunuz. Lider işareti ile kanun çıkarıp, millete yüklüyordunuz. Sonuçtan hiçbir günahı olmayan garip - guraba tüm millet etkileniyordu."diyerek devam ediyorum:
"Orası üyeleri hakimlikten gelen mahkeme değil.Bir konsül.Eğer arzu edersen git.Anayasa mahkemesi denen binanın önüne, eğer mahkeme iseniz, beni de konu ettiğinize göre beni dinleyin.Kabul etmiyorsanız mahkeme değilsiniz.Ve kararlarınızda mahkeme kararı gibi olmaz.Bende savunmamı millete arz ediyorum diyerek imkan bulursan kapı önünde savunmanı açıkla.. Ya da anayasa Mahkemesi kapısına as.. İsteyen okur.."
"Ama ben yasaklı hale gelmek istemiyorum Çünkü parti kuracağım deyince,
Partiyi hemen kur.
Yasaklı hale gelsen bile de ki o karar eski parti (AKP)içindi.Baksana sadece Tayyip Erdoğan ve ekibi değil Anayasa Mahkemesi de benim AKP'de siyaset yapmamı yasakladı. Bu yüzden partiyi de tamamen ortadan kaldırdı.
Ancak bu karar, yeni parti için geçerli değildir. Yeni partim karardan önce mevcut olduğu halde, kararda yeni kurduğum ve kendimi genel başkanı tayin ettiğim partimin adı geçmemektedir.
Ve dersin ki bu karar Tayyip Erdoğan'ı bağlar.O bu durumda parti kuramaz.Kapatılan onun partisi, yasak da o partiye geldi. Ama benim zaten parti vardı.Partim de kapatılmış değil.
İşi çözmek için hukuk allameleri, siyasi rakiplerin ter döksün.Gerekirse 'Amayasa konsülü' yeni bir karar vererek, durum tespiti yapsın.
Şayet yeni tespitte tamamen yasaklı hale gelirsen, bu da iyi bir puandır.
O zaman da millete çıkar dersinki esas hedef Tayyip Erdoğan değil 'mağrim' benmişim.
Çünkü Tayyip bir kez, ben iki kez yasaklıyım.Yani ben 'şeddeli yasaklı'yım.. Anlarsınız.. Ben daha mağdurum. Beni "istikametime" taşımak sizin için "farzı kifaye"dir. Yererli oy verilince millet vebalden kurtulur. Milleti vebalden kurtarmak sizin için boynunuza borçtur.
Çünküm mahkeme iki kez size sormadan sizin adınıza, benim hakkımda karar verdi
Artık siz ne yapacağını bilirsiniz.. Daha önce tüm yasaklılara hangi hükmü kurmuşsanız, benim içinde o hükmü icra etmek sizin şanınızdandır.
Bu yüzden Abdullatif, daha fazla müesses nizam taraftarlarının gazına gelerek eyleme geçmeden partinin kuruluş dilekçesini ilgilisine ver " diyerek şu tavsiyede bulunuyorum..
"YENİ CHP"
"İster uygula ister uygulama ama şunu yap:
1- Partinin ismi "Yeni CHP" olsun
Çünkü de, mevcut CHP'nin Mustafa Kemal ile ilgisi sadece maddi mirası yönünden,iş bankası hisseleri iledir.
Anayasa denen kitaba göre ve şimdi,ye kadar yapılan darbe ve onların sonucunda oluşturulan mahkeme adındaki konsül kararlarına bakıldığında bu ülkede CHP dışında bir parti olması mümkün değildir.Tüm partiler ya CHP gibi yada türevi olmak mecburiyetindedir.
Farklı olduğunu söylemek anayasa kitabına uymaz ve sahtekarlık olur.O yüzden ismi CHP ama 'Yen CHP' dir..
2- Partinin programı yoktur. Çünkü biz gizli ajanda sahibi olmak mecburiyetinden kurtulmak istiyoruz.Ve ülkeyi idare edenler zaten iyi kötü yapıyor. Biz sadece şimdiye kadar olduğu gibi hazineyi yandaşlarımıza soydurma özgürlüğünü kullanmak istiyoruz.(bu bölüm usulünce izah yapılır, anlayacaklar anlar)Başkacada bir gayemiz yoktur ve olsa bile koruma –kollama ekipleri buna müsaade etmez. O halde biz tüm plan ve programlardan vaz geçtik..
Partinin tüzüğü ise orijinal haliyle Cumhuriyet Halk Fırkası Nizamnamesi'dir..Ve bu nizamname Mustafa Kemal'in kaleminden çıkmasa da onun tasvip ve uygulamasıyla hayat bulmuştur. 1926 Tarihli ve eskimez yazıyla Millet Meclisi Matbaası'nda basılan iş bu nizmname mevcut CHP'liler anlamasa da konsül tarafından çözülemeyeceği için 'Yeni CHP", Mustafa Kemal adı kullanılarak hiçbir kurul ve konsül tarafından kapatılmaz..
3- Rejim kurulduğu günden bu güne demokrasi yolunda olduğunu iddia etmesine rağmen, "özel şartları" nedeniyle tam demokrasiye geçmek mümkün olmamış.Zaten demokrasinin bölgemizde oluşması, bize hediye edenlerin işine gelmeyeceği, çıkarlarına da uygun bulunmadığından kendilerine bende totaliter idarelerle "iş " tutmayı tercih etmişlerdir. O nedenledir ki
Partinin doğal lideri Mustafa Kemal'dir. O yattığı yerden kalkıp partinin başına geçene kadar, parti değiştirilemez başkanın tercihi ile oluşturulan bir konsül marifeti ile idare edilir. Ve bu konsül Mustafa Kemal'e vekaleten beni asaleten "Başkan" seçer. Yasa gereği bunu her iki yılda tekrarlansa da durum değişmeyecek şekilde gerekli ayarlamalar yapılır.Dolayısıyla genel başkan ölünceye kadar, öldükten sonra da adı unutulana kadar genel başkan kalır..
4- "anıtkabir" ritüeli, NATO'ya CENTO'ya bağlılık yeminleri ve Mustafa Kemal adına yapılan darbe ile "sakıt" hale getirilen "Mustafa Kemali sevmek milli ibadet" diyerek " o'na şeklen değil özden bağlı" Celal Bayar'ın uygulaması, Menderes'in bidatıdır. Biz Mustafa Kemal ziyaretini, kabrinin üstünü çiğneyerek ve taşla simgeleştirmeden direk kendi kabrini ziyaretle gerçekleştireceğiz.
Ya da O'nu ortadan kaldırıp kendi heykellerini dikme gayretindeki İsmat Paşa'nın 38-50 de yaptığı usul ile ..Ancak kabir ziyaretini;
Daha doğru olarak Mustafa Kemal'in sağlığında arkadaş, dostları hele hele anasının mezarını nasıl ziyaret etmiş ise o usulle ve mezar üstündeki kattan sanal olarak değil direkt kendi kabrinde sadece "maaşlı memurlarla ve rejimden beslilerle" değil makam, mevkii, sınıf,zümre ayrılığı olmadan halkla beraber ziyaret edeceğiz.
Aksi tüm davranışlar onun ilkelerine uygulamalarına aykırı bidat olduğundan kabul edilemez.
İsmet paşa ve takipçilerinin gizli-açık hışmından, tehditlerinden, komplolarından korunmak .. Ve zor, zorlama, resmi iş olsun diye kabirde belli bir süre durma, defter yazma zorunluluğundan kurtulmak içinde, İsmet paşa hiç hakkı olmadığı hatta sağlığında olduğu gibi kendisini yatarken de zapturapt altına almak üzere orada bulunduğu sürece GETMEYCEĞİZ, Mustafa Kemal'il her alanda Mustafa İsmet'ten temizleyin koşa koşa geliriz diyerek niyetinizi açık ve net deklare edin.
Böylece anıtkabire koyan, koruma kanunu çıkaran Menders'in ve O'nun takipçilerinin konumuna düşmeyin, darbelerle karşılaşmayın..
5- Öyle NATO'ya CENTO'ya bağımlılık yeminleri yetmez..
Mustafa Kemal'in Sivas Kongresi öncesi ABDli general başkanlığındaki 40 kişilik Senato heyeti ile yaptığı pazarlık sonucu oluşan anlayışa tam bağımlı,
Çanakkale'yi geçemeyenlere direnen ruhu kesin olarak silmek, geçemeyenleri buna mecbur olmamak için zahmete sokarak yaptıkları planları boşa çıkarmamayı en büyük vazife ve varlık nedeni bilerek..
İngiltere ve Fransa arasındaki gizli Skyes-Picot anlaşmasının özünü benimsemiş,
İngiliz dışişleri bakanı Artur Belfur tarafından (1917'de9 ilan edilen Belfur deklarasyonuna sadık,
Amerika Cumhurbaşkanı W i l s o n 'a bırakılan sınır çizme işinin günümüzde baba BUSH tarafından "Çöl Fırtınası" harekatından ''Provide Comfort'' yani "Huzur Harekâtı" ile sürdürülen ve oğul W. Bush'un "Özgürlük"ve "demokrasi" getirme adı altında taçlandırdığı işgalin tam destekçisi...
İngiliz Başdelegesi Lord Curzon kanalıyla
Lozan'da verilen ev ödevinin şaşmaz takipçisi olarak;
2.Dünya savaşı sonucu Çörçil'in şekillendirdiği, İsmet Paşa'nın girdiği " reel politikanın"iz sürücülüğünden şaşmadan..
İsrail'in "arz-ı mevudu" önündeki tüm engellere direnerek, kendi çıkarlarımızı asla ve kat'a israil'in değil önüne almak eşitlememeyi bile düşünmeyeceğimizi kendimize ebediyen yasaklayarak..
Çoğrafya ve kültürümüze has her iddia ve değeri düşman bilerek, "Batı Medeniyetini(1)" tek kaynak gören anlayış gereği;
Para – pul tevzi ve dağıtım işleri IMF'ye..
Mahkemede son karar işi Avrupa birliğine,
Güvenlik ve savunma, tek ve yegane kutup yıldızı kaldığı sürece kayıtsız şartsız ABD'ye..
Sınırların hal ve gidişi, cetvelle ölçüm işini İngiltere'ye bıraktığımızı şeksiz şüphesiz deklare ederiz.
6- Elit zümre egemenliğinden millet egemenliğine hiçbir surette sapma mümkün değildir.
Millet, seçimlerde bu egemenliği kullanmayı kimlerle sürdüreceğini karar verme hürriyetine sahiptir."
Bunları de gerisine karışma..Bundan sonrası seni iktidar gibi göstermek isteyen esas güç sahiplerine kalmış..Onlar olursa seçimle olmaz ise bir yolunu bulup koltuklara r taşır. O işler senin işin değil ki..
Makyaj için uygun medya bulunur elbet..
MİLLET, RAHMET SAĞNAĞINA HASRET
..........
20 Haziran Cuma..
Öyle bir s